4 Ocak 2017 Çarşamba
2016
366 günün her biri umut ederek geçti. Çokça ağlattı ama sonunda bir şekilde güldürdü. Son gününde de burayı uygun gördü. Şu görüntüye bakarak geçirdiğim saniyelerle, yaşadığım korkuyla hatırlayacağım seni 2016.
3 Ocak 2017 Salı
Melinda
Arada bir gelip karaladığımız bu blog durur da yıllar sonra dönüp bakarsak zor zamanlar almanağı gibi olacak. 6 sene önce yine zor bir ameliyat sırasında sabah akşam dinlediğim bir şarkıyı koymuştum, olur olmaz şeylere anlam yüklediğimiz için belki de. Şimdi yine o günlerden biri.
17 Temmuz 2015 Cuma
Eyşan
Kariyer sitelerindeki mülakat tüyoları, self marketing üzerine yazılmış kitaplar, baskın karakterleri tanımlamak için yapılmış bilimsel araştırmalar, vs. vs. vs... Unutun hepsini, 252 saniyeye sığdırılmışı var.
12 Aralık 2014 Cuma
The Cut
Filme yönelik eleştirilerin çoğu "biz soykırım yapmadık!!!" seviyesinde. Bu bir Ermeni Soykırımı filmi değil, bundan etkilenen hayatların filmi, hatta bir yol filmi. Sinemadan çıkıp "Türkleri, müslümanları yermek için film yapmış" diyen adam andavaldır, ikinci bir ihtimal yok. Nazaret'e yardım eden mahkum Türk, evine alan da Arap bir müslüman. Hayatta da böyle kesin doğrular yok ama insanları aksine ikna etmek pek mümkün olmuyor. Hatta konu milliyetçilikse neredeyse imkansız.
Tahar Rahim yine efsane oynamış. Videodaki sahneyi muhtemelen haftada birkaç kere açıp izleyeceğim artık, inanılmaz.
11 Aralık 2014 Perşembe
#6: Galatasaray 1-4 Arsenal
Pala ne vurdu öyle be...
220 gün sonra stada adım atmak, Passolig'in çıktığı sezon bir Galatasaray maçının kağıt biletini yakalamak kısmetmiş. Taraftarlığın saçma olduğunu daha önce defalarca kez anlamıştım ama bu maç da güzel bir sınav oldu. Takımın hiçbir iddiası yok, Arsenal'in de öteki gruptan gelecek rakip düşünüldüğünde grubu 1 veya 2. bitirmesinin önemi yok, haliyle taraftarı da çok ilgi göstermeyecek. Ama sabah evden çıkarken İstanbul'a geldiğimden beri ilk kez bir Şampiyonlar Ligi sezonunu boş geçecek olmak koyuyordu. Ofise gelince Four Four Two'nun yarışmadan bileti kapınca elleri göğe kaldırıp Kaka gibi sevindim (böyle şeylerde şansım yaver gidiyor. imzalı Arda forması, Fener-Beşiktaş derbisi bileti de kazanmıştım vaktiyle).
Bizim deplasman tribününü epey merak ediyordum ama keşke maçın bir iddiası olsaydı da Arsenal tribünü sağlam gelseydi. Aşağı yukarı 500 kişi, pankartlar, maç günü atkılarıyla deplasman yapmışlar. Şubat'taki tıklım tıklım Chelsea tribününün yakınından bile geçmez ama yine de helal olsun adamlara.
Birkaç hafta önce Emirates'e giden Aslı'dan sıkıcı Arsenal taraftarı hikayelerini dinlemiştim, harbiden öyleymiş. Adamlar maçın hemen başında golü buldu, 10'da fark ikiye çıktı, 29'da bugüne kadar stadyumda izlediğim en güzel gole tanıklık ettiler ama tek tezahürat temposuz Aaaaasınııl naraları. Maçın sonlarına doğru Christmas time'lı bir şeyler söylediler, bizdeki ayva çiçek açmış tarzı bir tezahürat herhalde.
İlk devre 6-7 olacak maç. İkinci devrenin ilk 15 dakikası takımda hala tık yok. 60'ın başlarında bir presten sonra korner kazanınca her şey unutuluyor. Tribünlerden o çıkan ses = taraftarlığın mantıksızlığı. Yemin ediyorum askerde sivil hayatı bu kadar özlememiştim, bir an önce döneriz inşallah tribünlere.
Bir maçtan daha Passolig'e ve Aktifbank'a, bu işe sebep olanlara bela okuyarak çıktım. Allah onların da ellerinden ne kadar mutlu oldukları şey varsa alsın.
Etiketler:
Arsenal,
futbol,
Galatasaray,
Maç Anıları,
Şampiyonlar Ligi
13 Kasım 2014 Perşembe
Un Prophete
- Ailen var mı?
+ Yok, efendim.
- Para gönderecek birileri var mı?
+ Yok, efendim.
- Dostların ya da düşmanların var mı?
+ Yok, efendim.
+ Yok, efendim.
- Para gönderecek birileri var mı?
+ Yok, efendim.
- Dostların ya da düşmanların var mı?
+ Yok, efendim.
11 Kasım 2014 Salı
Mientras Duermas
Mutluluk. Benim sorunum işte bu. Mutlu olamıyorum. Hiç olmadım. Başıma
iyi şeyler geldiğinde bile mutlu olamıyorum. Her sabah gözlerinizi hiç
motivasyonunuz olmadan açmanın ne demek olduğunu tahmin bile
edemezsiniz. Tek bir sebep için harcadığım gayret. Sadece bir sebep. Her
şeyin yok olmasını engellemek için bir sebep. İnanın bana elimden
gelenin en iyisini yapıyorum.
En iyisini. Hem de hayatımın her günü.
Çok sığ yorum olacak ama böyle bir tiradla başlayan filmin kötü çıkması zaten imkansızdı. IMDB'de korku filmi denmiş, alakası yok. Birkaç sahnede geriliyor insan fakat o da korkudan değil, meraktan.
Filmde hepimizin ucundan kıyısından bulaştığı keyfi mutsuzluk yok. Cesar karakteri harbiden mutsuz. Yoğun bakımda, dış dünyadan kopmuş, neredeyse bitki gibi yaşayan annesine dahi anlatacak bir şeyi yok adamın. Şükretmeye programlandığımızdan olsa gerek, filmin başındaki repliğin yarattığı etki dakikalar ilerledikçe acıma duygusuna dönüşüyor. Acıma da değil aslında. Şu filmde Cesar'ın fiziksel olarak değil ama ruhsal açıdan verdiği zararlar hiç yabancı değil. Mutlu olmak gittikçe zorlaşmış, insanların hayattan aldığı keyif böylesine azalmışken her geçen gün daha da artıyor Cesar gibi insanlar. Sabah evden bebek gibi çıkanlar birkaç insanla iletişime girdikten sonra baruta dönüyor. Hayatımın herhangi bir döneminde insanlardan nefret ettiğini, evde yalnız vakit geçirmekten hoşlandığını söyleyenlerin sayısının bu kadar çok olduğu bir dönem hatırlamıyorum.
Marta Etura-Luis Tosar, İspanyolların Hakan-Arif'i galiba. Madeni bulmuş İspanyollar, işledikçe işlemişler. Luis Tosar Celda 211'de Veron'a benziyordu, bu filmde de Robbie Williams'ı andırıyor. Bir de Clara'nın Juventus tişörtlü sahnelerinin -erik gibi- mesajı ne acaba? Film Katalonya'da geçiyor, hatun oralı, manita desen o da İspanyol. Yönetmen ya Juventus dilosu ya da Milan taraftarı; o sahnede "işte böyle ..." mesajı veriyor.10 Kasım 2014 Pazartesi
Celda 211
İki ay kadar önce Aytek'in ısrarları, sonra da İzi'nin liste aklıma sokmuştu filmi. Keşke bu kadar bekletmeseymişim. İzlemeyenler yine fotoğrafın altına inmesin, küfür yemeyelim.

Prison Break'in ilk sezonunda bir gardiyanın rehin alındığı, Sara'nın köşeye sıkıştığı efsane iki bölüm vardı. 6 ve 7. bölümlerdi galiba. Onun içine siyaset, devlet, etik, diziyi filme çevirecek ne varsa eklenmiş hali Celda 211.

Prison Break'in ilk sezonunda bir gardiyanın rehin alındığı, Sara'nın köşeye sıkıştığı efsane iki bölüm vardı. 6 ve 7. bölümlerdi galiba. Onun içine siyaset, devlet, etik, diziyi filme çevirecek ne varsa eklenmiş hali Celda 211.
İlk 15 dakikasının verdiği keyif tarifsiz. Zaten tüm film o tempoyla gitse uğruna din kurulur bu filmin, tapanlar olur. Bir Le Trou ya da Shawshank değil ama onlarda olmayan gerilim bu filmde var. Ters köşenin kralı. Filmin başı ile sonu arasında karakterlere bakışımın bu kadar değiştiği başka film hatırlamıyorum. Hapishanedeki ilk saniyelerde adımlarına bile dikkat edecek kadar naif adamın; bir gecede ailesi için kulak kopartıp kafa kesen birine dönüşmesi normalde epey saçma bir senaryo olurdu. Ancak filmde hapishane ortamı, şiddet öyle bir açıklanmış ki Juan aksi şekilde davransa garip gelirdi.
Sona bıraktım, Malamadre... Dayı sen naptın böyle be. One day in Europe'ta, finalde koyduğumuz Deportivo'nun taraftarı rolünde izlemiştim daha önce. Hayatının rolü diye bir tabir varsa her oyuncu için, Luis Tosar'ınki kesinlikle bu rol. Film bittiğinden beri sesi kulaklarımdan gitmiyor.
4 Kasım 2014 Salı
#5: Pendikspor 1-0 Turgutluspor
İçeride Tokat ve Kartal deplasmanından sonra üst üste üçüncü kez Pendik maçındayız Ramazan'la. Bu takım bu sene evinde çok absürt şeyler olmadıkça maç kaybetmez. Tokat maçının kopyası bir ilk devre oldu. Rölantide Pendik, etkili oynayan ama cılız ataklarla gol arayan rakip. Maça çift forvetle, bekleri de öne atıp başladı Turgutlu ama hücumları böyle bir deplasmanda gol bulabilecek kapasitede değil. 9 gol atabilmişler zaten şu ana kadar. Alt liglerin gediklisi, 4 kere Süper Lig'e çıkan kadrolarda yer alan Ömer Yalçın ile Ferdi Başoda. Biri 30, öteki 31 yaşındalar. Top oynamaktan çok hakemle, rakiple takıştılar. Ömer tam bir Emre B. Zaten onun gibi baldırı tuta tuta çıktı ilk devre oyundan.
Normal şartlarda bu oyunun hakkı devreye değişiklikle başlamaktır ama Ahmet Yıldırım ezberlemiş takımını. Biraz daha sabretti, 52'de Ali Kemal'i çağırdı. O dakikaya kadar pozisyona giremeyen takım bir top kaptı, Kaptan İlhan önde yakalanan savunmanın arkasına pası attı, Kral Yaser karşı karşıya pozisyonda tamamladı. Hoca belki golden sonra değişikliği iptal edip Fahri'yi oyunda tutsa daha iyi olabilirdi. Çok iyi top sakladı, pas dağıttı, oyunu kontrol etti, bunlara en çok ihtiyaç duyulan anlarda da oyundan çıktı.
Son 15 dakika Turgutlu iyi baskı kurdu, uzatmalar geçmek bilmedi. Yakup müthiş kaleci, ayağı 10 numara gibi, yan toplarda korkutmuyor. Taraftarın böyle kritik anlarda gerildiğini sanmıyorum. Mondragon da bize böyle hissettiriyordu.
İçeride bir önceki maç, Tokat karşılaşmasında rakip taraftar olduğundan mıdır bilmiyorum bilet fiyatları bu maça göre pahalı olmasına rağmen tribün daha kalabalıktı. Fakat hakkını yemeyelim Magnifico yine iyiydi. İkinci devre şampiyonluk yaklaştıkça bir de tribünün içinde maç izleriz inşallah.
Takım bu hafta içeride 5 maçta sadece 1 mağlubiyeti olan 1461 Trabzon'a gidiyor. Sonraki maçta da lige bu yıl yükselen ama sezona fırtına gibi başlayan, üçüncü sıradaki Ümraniye'yi ağırlayacak. Sakatlar döndü, cezalar bitti. Şu 2 maçta 6 puan = Sana söz yine baharlar gelecek
Normal şartlarda bu oyunun hakkı devreye değişiklikle başlamaktır ama Ahmet Yıldırım ezberlemiş takımını. Biraz daha sabretti, 52'de Ali Kemal'i çağırdı. O dakikaya kadar pozisyona giremeyen takım bir top kaptı, Kaptan İlhan önde yakalanan savunmanın arkasına pası attı, Kral Yaser karşı karşıya pozisyonda tamamladı. Hoca belki golden sonra değişikliği iptal edip Fahri'yi oyunda tutsa daha iyi olabilirdi. Çok iyi top sakladı, pas dağıttı, oyunu kontrol etti, bunlara en çok ihtiyaç duyulan anlarda da oyundan çıktı.
Son 15 dakika Turgutlu iyi baskı kurdu, uzatmalar geçmek bilmedi. Yakup müthiş kaleci, ayağı 10 numara gibi, yan toplarda korkutmuyor. Taraftarın böyle kritik anlarda gerildiğini sanmıyorum. Mondragon da bize böyle hissettiriyordu.
İçeride bir önceki maç, Tokat karşılaşmasında rakip taraftar olduğundan mıdır bilmiyorum bilet fiyatları bu maça göre pahalı olmasına rağmen tribün daha kalabalıktı. Fakat hakkını yemeyelim Magnifico yine iyiydi. İkinci devre şampiyonluk yaklaştıkça bir de tribünün içinde maç izleriz inşallah.
Takım bu hafta içeride 5 maçta sadece 1 mağlubiyeti olan 1461 Trabzon'a gidiyor. Sonraki maçta da lige bu yıl yükselen ama sezona fırtına gibi başlayan, üçüncü sıradaki Ümraniye'yi ağırlayacak. Sakatlar döndü, cezalar bitti. Şu 2 maçta 6 puan = Sana söz yine baharlar gelecek
Etiketler:
2. Lig,
futbol,
Maç Anıları,
Pendikspor,
Turgutluspor
29 Ekim 2014 Çarşamba
#4: Bayrampaşa 0-1 Giresunspor
Uzun zamandır merak ediyordum Bayrampaşa taraftarını. Boşuna değilmiş merakım. Resmi tatil de olsa tıklım tıklım bir tribün, omuzlarda çocuklarıyla babalar vardı. Stadın dışındaki Beleştepe bile dolmuştu. İlk düdükle beraber yanan meşaleler, abartısız 90 dakika hiç azalmayan sonlara doğru daha da artan desibelde tezahüratlar vardı. En önemlisi de genelde bu seviyelerde tribünler biraz daha gençlere kalıyor, burada yaş ortalaması epey yüksekti. Semt yalnız bırakmamış takımı. Epey sağlam tribünü varmış Bayrampaşa'nın.
Passolig yüzünden tepedeki iki ligin takımlarını izleyebilmenin tek yolu kupa maçlarından geçiyor. Bu yüzden ne kadar çok İstanbul takımı olursa o kadar kısmetleniriz umuduyla, Bayrampaşa'nın kazanmasını isteyerek gittim maça. Gruplarda dört büyüklerden birinin de kesinlikle geleceğini düşününce güzel bir anı olurdu ama olmadı.
Maçtan 15 dakika önce stada varıp, 1 Lira'lık biletlerden alıp gittik kapıya. Allah taraftarı yolmaya çalışmayan tüm yönetimlerden razı olsun. Yalnız barkodsuz, Kız Kulesi vapurlarındaki gibi koçanlı kağıt bilet verilen stadın girişinde de yığılma olunca şaşırıyor insan. Bu turnike önündeki yığılmanın en büyük gizemi de maç başlamaya yakın bir anda erimesi. Mourinho'nun Kayseri'ye geldiği maçta İstiklal Marşı okunurken turnikede 1000 kişi vardı, 2. dakikadaki golde hepimiz tribündeydik. "Maç başlıyor ulan hızlı biraz" > bütün formaliteler. Aynısı burada da oldu, nasıl olduğunu anlamadan içerideydi bir dakika içinde herkes.
Daha stadı, evleri, elle düzeltilen skorbordu (amatördeki İzmir'de dahi digital), dışarıdan maçı izlemeye çalışanları keserken Giresun kornerden yazdı. Tribünler gerilir, erken gol can sıkar diye düşünürken hiç etkilenmediler. Birkaç dakika sonra da ev sahibi penaltı kazandı. Kartal-Pendik'ten sonra bir kere daha önümdeki kalede penaltı kaçtı. Ümit Teke, Yekta gibi vurdu topa maşallah. Kalan 75 dakikada Giresun bir kere çıktı. Artık kendilerini zorlamadılar ya da baskıya karşı mı koyamadılar bilmiyorum. Bayrampaşa her iki devrenin sonunu da çok iyi oynadı ama gelmedi gol bir türlü. Çok yazık oldu. Tribün ara ara Karagümrük'ün Maraş deplasmanında attığı gollere sevindi. Giresun gruplarda Karagümrük'le eşleşirse o maça da gidilir.
Stada geliş kolay, tribün güzel, biletler uygun. İnşallah sezon bitmeden bir daha gelmek kısmet olur, ben gönül bağı kurdum Bayrampaşa'yla.
Etiketler:
Bayrampaşa,
futbol,
Giresunspor,
Maç Anıları,
Türkiye Kupası
26 Ekim 2014 Pazar
#3: Kartalspor 1-0 Pendikspor
Geçen hafta Pendik Stadı'na arabayla gitmiştik, rahattı. Bu sefer araba olmayınca herkes aynı tepkiyi verdi, "tren açılana kadar oraya gidilmez". Suadiye civarından minibüsle 45 dakika çekiyor, abartmaya gerek yok İstanbul şartlarında normal. Zaten öyle bir maç oldu ki, bu futbolsuzlukta şehir bile değiştirilirdi uğruna...
Minibüsten inince stada doğru yürümeye başladım. Ramazan'ı beklerken -sağolsun müthiş yoldaşlık yapıyor- çevik birden üstümüze gelip dağıttı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken ara sokaktan 300 civarında Pendik taraftarı tezahüratlarla geldi. Arena'ya geldiğimizden beri böyle şeyleri unutmuştum. Sami Yen'e Fulya tarafından tezahüratlarla gelen Beşiktaş/Fener taraftarını gördüğümde ne hissediyorsam aynısını hissettim. Ramazan alınmasın ama o an kendimi ev sahibi, azınlığı bastırmak isteyen taraftarın yerine koyup Kartal'a yakınlaştım.
Sakatlık yüzünden oynayamayan Kartalsporlu Yasin Abdioğlu, sağolsun maçtan önce biletlerimizi ayarladığı için gişede beklemedik. Kartal Tribünü'nün girdiği Kapalı'nın da, karşıdaki Pendik taraftarının girdiği Maraton Tribünü girişinde de sıkıntılar vardı. Muhtemelen iki tribün de maçtan yarım saat önce geldiği için epey geç doldu stad. O ana kadar maçın içine girmek de zor oldu, 20. dakikadan sonra hareketlendi saha da.
İki stad arasında kapasite açısından çok fark var, bu maç derbiydi onu da göz önünde bulundurmak lazım elbette fakat Tokat maçındaki Pendik tribününe kıyasla Kartal Kapalısı çok çok iyiydi. Maç ortadayken de, takım öndeyken de, kırmızıdan sonra da çok iyilerdi. Hepsinde farklı tepkiler verildi, yalan yok epey özlemişim, kıskandım maç sonunu.
Son 2 maçta 90+'da yediği gollerle galibiyeti kaçıran Kartal transferdeki usülsüzlükler yüzünden 6 puanı silinince ligin dibinde çıktı derbiye. Ev sahibi avantajı lig, ülke vs fark ettirmiyor. Pendik çok formda olsa da Kartal saldırarak başladı maça. Devreyi geçen haftaki gibi rölantide oynadı Pendik. Kartal'da sol bek Oğuz Ceylan müthiş oynadı ilk devre, hatta atılana kadar. İlk devre tüm pozisyonlar o taraftan geldi. Pendik'te eski Fenerli, Beşiktaşlı Fahri Tatan 11 başladı. Bu seviyenin çok üzerinde maçlara çıktı elbette ama hazır değildi galiba, ciğeri kaldırmadı 90 dakikayı. Tam, "Pendik yine ikinci devre vites yükseltip alır maçı" derken uzatmalarda savunma uyudu, golü attı Kartal.
İkinci devre daha santra yapılmadan saha karıştı. Derbi alametleri bunlar dedik, heyecanlandık. Stad dışında bazı olaylar oldu, her iki tribün de karıştı. Sahaya davul tokmağı, patlak top, koltuk atıldı bu arada. Sahaya gözlemci girdi, uzar bu olaylar diye düşünürken ortam yine nolduğunu anlamadan sakinleşti. Pendik'te geçen haftanın yıldızı İlhan uyuyan takımı uyandırdı, 70'de müthiş bir ara pası saldı. Bize tribünden temiz gibi gelen pozisyona hakem penaltı çaldı, üstüne bir de Oğuz Ceylan'ı attı. Saha içi uzun süre karıştı. Penaltıyı atmak için Yaser gerildiğinde hala arkada kavga vardı. Maç o andan itibaren renklendi. Pendik tribünleri şova hazırlanırken eski Kartallı Yaser penaltıyı kaçırdı. İşler bir anda tersine döndü, eksik kalan Kartal tribünü arkasına alıp yine 11'e 11 oynamaya başladı. Bu arada bir meşale de atıldı, bu introdur maç sonunda gerisi gelir dedim ama hayal kırıklığı oldu. Pendik oyunu yıkmaya çalışırken 10 kişi kalınca umutlar iyice tükendi, takım da gerildi.
6 dakika uzatmanın başında Pendik taraftarı çıkartılmaya başlandı. Derbide kazanan ev sahibinin en son isteyeceği şey budur herhalde. Rakip taraftarla galibiyetten sonra eğlenmek derbi stresi çekmenin tek ödülü. Emniyet kendi işini kolaylaştırmak için taraftarı baltalamaya her yerde devam ediyor.
*fotoğraf twitter.com/serhataltin90
Maç sonunda kale arkası tribünü ile Pendiksporlu bazı futbolcular arasında tartışma çıktı. Burada Kapalı'nın hakkını vermek lazım. Maçın en gergin anında bile hiç madde atılmadı o taraftan, küfürlü tezahüratlar bir derbide ne kadar olursa o kadardı. Kartal'ın kale arkası tribünün çaprazına oturduk. Bu açıyı görüp Sami Yen Yeni Açık'ın Kapalı tarafını hatırlayanlar fav:)
Pendik son üç maçta ikinci mağlubiyetini aldı ama hala liderler. Pazar, Turgutlu'yu ağırlayacaklar. 2005-06 ve 2012-13 Galatasaray'dan sonra ilk kez bir takımın üst üste üç maçına gideceğim inşallah. Kartal ise puanı 12'ye çıkarttı ama hala düşme potasındalar. Son söz; Ligin ikinci yarısını, Pendik-Kartal maçını sabırsızlıkla bekliyorum.
Etiketler:
2. Lig,
futbol,
Kartalspor,
Maç Anıları,
Pendikspor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















