6 Aralık 2010 Pazartesi

O Gün Yaklaşırken

11 Ağustos 2002. Baba Lucescu gitmiş. İkinci Fatih Terim Dönemi'nin ve sezonun ilk maçı, üçüncü yıldızla çıkılan ilk maç. Bunlar olmasa da benim için ilk maçtı zaten. Biletleri karaborsadan kuzen almıştı, kalan parasıyla maçtan sonra iki çeyrek köfte bir de ayran alabilmiştik. 2 tane Ümit Karan, 1'er tane de Felipe ve Arif atmış, 4-1 kazanıp haftayı lider kapatmıştı Galatasaray. Hakem Erol Ersoy'du, Samsunspor'da Ertuğrul vardı. Takımlar ısınırken Rambo Okan o gece kaldığı reklam panolarından çıkıp, bir elinde Fenerbahçe bayrağı diğer elinde bıçakla santraya koşmuş, bugünlerde taraftarın yerden yere vurduğu Ayhan, eylemin başarıyla sonuçlanmasına mani olmuştu. Ertesi gün Hıncal, "bu takımdan bir şey olmaz" minvalinde şeyler yazmıştı.

Demem o ki, o güne dair her şeyi hatırlıyorum. Övünülecek bir şey değil bu, aynı kafada milyonlarca insan var evrende. Şimdilerde dillerden düşmeyen, "başarısızlık nedir bilmez şımarık nesil" mensubu ve İstanbul'a uzak herkes için ulaşılamaz bir yerdi Ali Sami Yen. Bilmiyorum, halen öyle belki de. Lise bittiğinde aileye karşı çıkıp, daha rahat bir hayatı reddedip, 16 yaşında tek başına İstanbul'da yaşama sebebiydi benim için. Geride kalan 6 yılda hayatımı sikse de bu şehir, eşitliği bu stadın içinde, çevresinde geçirdiğim dakikalar sağlıyor. Cumartesi, 20.45'ten sonra Mecidiyeköy, İstanbul'un en boş semti. Bir daha yok. İşe gelirken, işten giderken yok. Yani; bir daha hiç yok.

5 Kasım 2010 Cuma

"Adaletsiz insan olur mu?"

20 Ağustos 2007. Türk polisinin ellerinde biten bir hayat. Geride kalan 3 yıl, 2 ay, 15 gün.

"Mahkeme heyeti Nijeryalı Festus Okey'in kimlik bilgilerinin Adalet Bakanlığı'ndan sorulduğunu, bakanlığın da durumu Dışişleri Bakanlığı'na sorduğunu, Dışişleri Bakanlığı'nın yanıtının sorulmasına karar verildiğini, duruşmanın ileri bir tarihe ertelendiğini.."

Dünkü duruşmadan çıkan karar bu.
Devamı da var, bununla kalmıyor.
Davaya müdahil olmak isteyen Göçmen Dayanışma Ağı aktivistleri ile bir adım ileri gidilememesini eleştiren Avukat Güray Dağ hakkında, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti soruşturma başlatıyor. Hangi heyet? 1170 gündür kimlik tespiti yapamayıp olayın üzerini örtmek isteyen, şanlı türk polisine leke sürmek istemeyen heyet. Kaldı ki, kimliğini tespit edemedikleri insanın üzerinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından verilen ve üzerinde Festus Okey yazan bir mülteci kimliği var.
Devamı yine var.
Göçmen Dayanışma Ağı aktivistlerine soruyor mahkeme başkanı İshak Esen: Taksim'de bomba atanlar adına da müdahil olacak mısınız?
Müdahillik başvuruları reddediliyor...

Bahsi geçen 'ileri bir tarih', 27 Ocak 2011. Şaşırmak istiyorum.

Festus is not okey #1

18 Ekim 2010 Pazartesi

500

500 Days of Summer bu blogdaki ilk yazılardan biriydi. Hayat bu kadar zor değildi o zamanlar. Hatırlamasak iyiydi ama.. Olur da günün sonunda misafir olursa bu adam bu şehirde, giderken Coldplay olur kulağında. I Ran Away'in bu sözleriyle anmasa bari geçirdiği 500 günü.

"everyone i know says
i'm a fool to mess with you
everyone i know says
it's a stupid thing to do"


9 Ağustos 2010 Pazartesi

Assist by Rooney

Community Shield 2010 maçını izlediniz mi bilmiyorum, izlemeyenler en azından maçtaki ilk golü izlemeli diye düşünüyorum. Rooney'in asistiyle Valencia'nın attığı gol dünya kupası sonrası oluşan futbol açlığımı farkettirdi bana. Vardır ya hani otomatiğe bağlamak, top gelirken nereye paslayacağını düşünmek, ezbere oynamak, hepsi vardı o golde. 36'lık Scholes'un sağ çizgiye doğru attığı uzun topa hareketlenen Rooney arka tarafa bi göz atıp Valencia'nın içeri koştuğunu görünce bakmadan yerden sert bir top kesti, Ekvatorlu da temiz vurdu topa. Sanki son yıllardaki bir Barça bir İspanya golü gibiydi.

6 Ağustos 2010 Cuma

Kuponla Bilet

Geçtiğimiz sezon, doluluk bazında son 50 yılın en yüksek rakamlarına ulaşmıştı İngiltere Futbol Ligi. -Premier Lig hariç- 14 milyon seyirciyi tribünlere çekmek yetmemiş olacak ki, ülkenin çok satan gazetesi The Sun'la ilgi çekici bir kampanya başlatmaya hazırlanıyorlar.

Yarından itibaren gazetede her gün bir kupon verilecek. Bu kuponlardan -tabii ki farklı günlere ait- dördünü biriktiren taraftarlar İngiltere veya Galler'de 7 Ağustos – 6 Kasım arasında oynanacak herhangi bir maça, bir arkadaşlarıyla birlikte yüzde 80 indirimli bilet alarak gitme hakkına sahip olacaklar. Bilet fiyatlarının aşağıdaki gibi olduğunu görünce, indirimin değeri daha iyi anlaşılıyor.

İnsan bir an için "bizde de yapılamaz mıydı acaba?" diyor ama The Sun'ın tanıtımı yaparken üzerinde durduğu öğeler bizim pek aşina olduğumuz şeyler değil… "Fanatik bir taraftarsanız…" diye başlayan haberin devamında 'Arkadaşlarınızla veya ailenizle keyifli bir haftasonu', 'Çocuklarınızla güvenli bir mekanda, eğlenceli bir gün' gibi cezbedici(!) ibareler yer alıyor. Toplam 100 bin biletin dağıtılacağı kampanyaya taraftarların tepkisi nasıl olacak, göreceğiz önümüzdeki günlerde.

23 Temmuz 2010 Cuma

Reset

Uzun zaman oldu buraya bir şeyler karalamayalı. Dünya Kupasından önce Mr.harvey'in başlattığı dünya kupası yazı dizisi, okul iş güç derken abondone olan benden yeterli desteği bulamayınca yarıda kalmıştı. Militarizm, hizmet adı altında Sercan Orhan'ı alıkoymaktan sıkılınca, S.O'nun askerlik dönüşü blogda yazmaya başlaması bir gaz etkisi yaratmadı değil. Ancak gösterdiğimiz aşama kaybedeceğimizi bileceğimiz bir savaşın son çırpınışları gibiydi. Hemen hemen tüm maçları izlesek de dünya kupası dizisini tamamlayamamız üzerimize ölü toprağı serpti diyebilirim. Bu zamana kadar salonda çalışan Rezervuar köpekleri ekibinin artık düz koşulara başlamasının, daddy cool'un sözleşme yenilemesi ve dün attığı iki golün hatrına da topa girmesinin zamanı geldi. Birinin düğmeye basması lazımdı. Haydi Bakalım!

10 Haziran 2010 Perşembe

2010 Dünya Kupası #10: Yunanistan



"İlk hedef gruptan çıkmak. Ben küçük adımlara inanırım, önce ilk 16 sonra da devamı. Umarım bu zor zamanlarda Yunan halkını gülümsetebiliriz. 2008'de eve erken dönmüştük, şimdiyse ilerlemeliyiz."
Otto Rehhagel

Nam-ı diğer Kral Otto. 2001'de mavi-beyazlıların başına geçen Alman Hoca, 2004 Avrupa Şampiyonluğu apoletiyle, oynattığı futbolla olmasa da başarı adına ülke futbolunda bir devrim yaptı. Oynadığı katı defans anlayışı yüzünden futbolseverlerin hiçbir zaman zevkle izlemediği Yunanistan, takım yaş ortalamasını biraz düşürmüş. Defansta Liverpoollu Kyrgiakos, ortasahada takım kaptanı ve ülke efsanelerinden biri diyebileceğimiz Karagounis, forvette ise 2004'teki golleriyle hatırladığımız Charisteas takımın tecrübeli isimlerinden.

İlk 11 olmasa bile alacağı sürelerde kendini göstermeye çalışacak olan Sotiris Ninis benim de merak ettiğim hücum oyuncularından biri. Defansif bir oyuncu olan Vasileios Torosidis ise birçok mevkide oynayabiliyor ve bu özelliğiyle kendine yer bulacaktır. Almanya'da başarılı sezonlar geçiren Gekas, Celticli Samaras ve Ukrayna'yla oynanan play-off maçlarında 180 dakikanın tek golünü atan Salpingidis gol yollarında etkili olabilecek silahlar.

Takımın önemli artılarından biri şüphesiz duran toplar. Boy ortalaması hayli uzun olan Yunanistan bunu gol olarak lehine çevirebilirse rakipleri için ciddi tehlike olabilir. Takımın sahaya dizilişi konusunda artık pek kullanılmayan 3lü -kenar oyuncuların da defansif oyuncular olacağını düşünürsek 5li- defans anlayaşını tercih ederlerse Rehhagel'in bir bildiği vardır diyeceğim.

Football Fans Know Better


Neredeler?

Yunanistan dünya sıralamasında 13. sırada bulunuyor.

Yol Haritası

Grupta oynadığı 10 maçta 6 galibiyet, 2 beraberlik, 2 de mağlubiyet gören Yunanistan 20 gol atıp 10 gol yedi. Yenilen gol sayısı ve İsviçre gibi ortalama bir Avrupa takımı karşısında 2 maçta da alınan mağlubiyetler hiç de iyi sinyaller değil. Grubu 2. sırada bitiren ülke play-offta Ukrayna'yı toplamda 1-0 la geçerek kupaya katılıyor.

CV

Bugüne kadar sadece ABD 94'e katılabilen Yunanistan o turnuvada gol atamadan ve puan alamadan evine dönmüştü.

Ne Turnuvaydı Ama!

Hatırlamak isteyecekleri bir dünya kupası hatıraları yok.

Yazarın Tahmini

Nijerya postumda da belirttiğim gibi ikincilik için Nijerya ile çekişeceklerdir. Güney Kore ile oynayacakları ilk maçı kazanırlarsa iyi bir hava yakalayabilirler. Fakat harika hücumculara sahip Arjantin ve hızlı forvetleri olan Nijerya karşısında elemelerdeki gibi bir savunma performansı sergilerlerse yine hüsrana uğrayabilirler.

Fikstür

12 Haziran 2010, 14:30 Güney Kore
17 Haziran 2010, 17:00 Nijerya
22 Haziran 2010, 21:30 Arjantin

2010 Dünya Kupası #9: Güney Kore


"Dürüst olmam gerekirse rakiplerimizin arkasında kalacağız gibi gözüküyor. Elimizden gelenin en iyisini yapıp, işlerini zorlaştırmak için uğraşacağız." Huh Jung-moo

Rezervuar Köpekleri yazarlarına göre grubun zayıf halkasına geldi sıra. 2002'de ev sahibi oldukları turnuvada fırtınalar estirip Asya tarihinin en başarılı derecesine ulaşarak yarı finale çıkan, turnuvayı da bize yenilerek 4. tamamlayan Güney Kore, 8 yıl öncesini mumla arıyor. 2006 Dünya kupasında 4 puanda kalarak gruptan çıkamayan takım bu turnuvadan da çok ümitli değil.

2007'den bu yana takımı çalıştıran Huh Jung-Moo'nun sistemi klasik 4-4-2. Orta sahanın göbeğini güçlü ve defansif oyunculardan kuran Moo, kanatlarda Manchester United'tan Park Ji-sung ve Bolton Wanderers'dan Lee Chung-Yong'u kullanıyor. Forvet ikilisini ulusal ligden oluşturan Kore'nin en önemli gol silahları A.S. Monaco'da top koşturan Park Chu-Young ve 82 maçta 25 golle takımın en skorer oyuncusu Lee Dong-Gook.

Dünya Kupasına gelene kadar 4 hazırlık maçı yapan Güney Koreliler ilk ikisini Ekvador ve Japonya'ya karşı 2-0'lık skorlarla kazanırlarken, sonraki ikisinde Belarus ve İspanya'ya 1-0'lık skorlarla mağlup oldular. Takımın en önemli silahı Park Ji-Sung'un yaşadığı sakatlık teknik heyeti korkutsa da, İspanya'ya karşı dinlendirilen oyuncunun ilk maça yetişeceğinin açıklanması Güney Korelilerin umutlarının devam etmesine vesile oldu. Dünya Kupasından sonra takımdan ayrılacağını açıklayan Huh Jung-Moo'nun Nijerya ve Yunanistan'ın arasından sıyrılıp ikinci tura çıkıp çıkamayacağını hep birlikte öğreneceğiz.


Neredeler?

Fifa'nın Dünya Sıralamasında gruptaki ülkelere oranla bir hayi gerideler: 47.


Yol Haritası

Düşman kardeşleri Kuzey Kore'yle aynı grupta yer aldılar. Evlerindeki maçı kazanıp dışarıda berabere kaldıkları gruptan toplamda 4 galibiyet 4 beraberlikle birinci çıktılar.

CV

En büyük kupaya tam 7 kez katıldılar. Oynadıkları 24 maçta aldıkları 4 galibiyeti de katıldıkları son iki turnuvada elde eden Güney Korelilerin dünya kupası tarihinde 7 beraberlik ve 13 mağlubiyeti var. Attıkları 22 gole karşılık kalelerinde 53 gol görmüşler.

Ne Turnuvaydı Ama!

Ev sahipleri oldukları kupada yaptıklarını bizden iyi bilen olamaz herhalde.

Yazarın Tahmini

Çok fazla şansları olduğunu düşünmemekle birlikte Arjantin'den alacakları sürpriz bir puan ve asıl rakiplerine karşı gösterecekleri performans kaderlerini çizecektir.

Fikstür

12 Haziran 2010, 20:30 vs. Yunanistan
17 Haziran 2010, 20:30 vs. Arjantin
22 Haziran 2010, 16:00 vs. Nijerya

2010 Dünya Kupası #8: Nijerya


"İsteksiz olmamız için bir sebep görmüyorum. Gruptan çıkacak kaliteye sahibiz. Nijerya şaşırtıcı derecede iyi oyunculara sahip ve Afrika'da oynamak bir avantaj." Lars Lagerback

Takımın başına şubat ayının sonlarında gelen bir hoca için haziranda Dünya Kupası oynamak zor olsa gerek. Son 9 yılını İsveç Milli Takımı'nın patronluğuyla geçiren Lagerback Afrika'nın Süper Kartallarıyla yepyeni bir maceraya yelken açmış oldu.

Fifa sıralamasına göre Afrika takımları arasında en iyi üçüncü takım olan Nijerya kupaya dördüncü kez katılacak. Ocak ayında Afrika Uluslar Kupası'nda üçüncü olan takım yaş ortalamalarına baktığımızda en genç yedinci ülke konumunda. Kadrosundaki isimlerin çoğu Premier League'den. Yalnız her takımın olmazsa olmazı olan sağlam bir ön libero konusunda sıkıntı çekebilirler çünkü Chelseali John Obi Mikel sakatlık dolayısıyla turnuvayı kaçıracak olan isimler arasında yer alıyor. Bu boşluğu Dinamo Kiev'den Yussuf Ayila ile doldurmaya çalışacaklardır. Evertonlı Victor Anichebe'nin kadroya davet edilmemesi futbolseverleri şaşırtmış olabilir fakat kadrodaki forvetlere bakınca Lagerback'e hak verenler olacaktır.

Oturmuş dörtlü defans kağıt üstünde sağlam gözüküyor, üstelik beklerin de ofansif yönü kuvvetli, forvetler de hiç yabana atılacak cinsten değil fakat grupta rakipleri olarak gözüken Yunanistan'ı ekarte etmek istiyorlarsa orta sahada sağlam durmaları lazım. Afrika takımlarında klasikleşen disiplin sorunlarına disiplinli bir Avrupalı ile çözüm getirebilirlerse sürpriz yapmaya aday takımlardan biri olabilirler.

Football Fans Know Better

Neredeler?

FIFA'ya göre dünyanın en iyi 20. takımı.

Yol Haritası

Toplamda 12 maç oynayan Nijerya 9 galibiyet 3 beraberlikle namağlup olarak kupaya katılmayı başardı. 20 gol atıp 5 gol yiyen takımın en golcü isimleri Obinna ve kadroya çağrılmayan Ike Uche.

CV

1994,1998,2002 yıllarında boy gösteren yeşil-beyazlılar 1994 ve 1998'de gruptan çıkma başarısı gösterdiler. ABD 94'te ikinci turda İtalya ile eşleştiler ve Roberto Baggio Nijerya'yı evine yolladı.

Ne Turnuvaydı Ama!

ABD 94. Uzun süre önde götürdükleri maçta İtalya'ya 1 dakika daha dayanabilselerdi, ilk kez katıldıkları kupada çeyrek final oynayacaklardı.

Yazarın Tahmini

Kilit rakip Yunanistan gibi gözüküyor. Eğer Rehhagel Maradona'ya kötü bir sürpriz yapmazsa aralarındaki maçı kazanan ikinci turu görebilir. A grubundan kimin geleceği hiç belli olmadığından çeyrek final bile ütopya değil.

Fikstür

12 Haziran 2010, 17:00 Arjantin
17 Haziran 2010, 17:00 Yunanistan
22 Haziran 2010, 21:30 Güney Kore

5 Haziran 2010 Cumartesi

2010 Dünya Kupası #7: Arjantin



"Eğer Dünya Kupasını kazanırsak, Buenos Aires'teki Dikilitaş'ın etrafında çıplak koşacağım." Diego Maradona

Uzun bir aradan sonra, tam da şölenin başlamasına 1 gün kala Güney Afrika '10 takımlarının tanıtımına kaldığımz yerden devam ediyoruz sevgili okurlar. Önümüzdeki günlerde arka arkaya bir çok postla karşılaşacaksınız.

Potansiyel olarak turnuvanın favorilerinden sayabileceğimiz ancak efsane D10'un teknik direktörlük performansı yüzünden hakettiği değeri görmeyen bir takım Tangocular. Elemelerde Brezilya'ya kendi evinde yenilmesi, grubu zorlanarak 4. tamamlayabilmesi, akıl almaz taktik ve kadro seçimleri Maradona'nın bugünlerde eleştirilmesinin en büyük sebeblerinden. Kadronun dışında bıraktığı Cambiasso, Gago, Zanetti, Lisandro, Lucho Gonzalez gibi isimler hala tartışma konusu. Diego Milito'nun şampiyonlar ligi finali performansı sayesinde kadroya seçilebilmesi ise kadro seçiminin ne kadar rasyonel olduğunu ortaya koyuyor açıkçası.

Forvet hattındaki isimler, kupaya katılan takımların hangisine koysanız ilk 11 oynayabilecek düzeyde. Ancak milli takımdaki performanslarının çok da iç açıcı olduğunu söylemek güç. Elemelerin 4 golle en golcü oyuncusunun kadroya giremeyen Riquelme olduğunu söylersem durumun vahametini anlamış olursunuz diye düşünüyorum. Takımın en golcü ismi 45 maçta attığı 13 golle şampiyonluk ümitleri Lionel Messi. Arjantin dünya kupası tarihinde bugüne kadar oynadığı 65 maçta 113 gol atmış. Her ne kadar gruptaki rakipleri savunmalarıyla ünlü olsa da Arjantin'in turnuva başına 8.01 gol olan ortalamasını bir şekilde yakalayacağını düşünüyorum.

Orta sahaya geldiğimizde çok fazla çeşitlilik olmadığını görüyoruz. Maradona'dan taktiksel anlamda bir sürpriz gelmezse, kaptan Mascherano'yla takımın abisi konumundaki Veron'dan oluşacak göbeğin sağında Gutierrez solunda Los Galacticos'la anlaştığı söylenen Di Maria'yı izleyeceğiz. Cambiasso, Lucho gibi takımlarında harika bir sezon geçirmiş, tecrübeli isimler dışarıdayken, bu dörtlüyü Pastore(0 maç!), Bolatti (5 maç) gibi tecrübesiz isimlerin yedekleyecek olması Arjantin'in en büyük handikapını oluşturuyor. Bu sezon fazla şans bulamayan Maxi Rodriguez'in 2006 Dünya kupasındaki performansını yakalayıp yakalayamayacağı ise ayrı bir merak konusu.

Savunmada yine bir dahiyane Maradona fikriyle hiç bek oyuncu yok! Sol bekte stoperden bozma Heinze, sağ bekte anadan doğma stoper Otamendi forma giyecek. Göbek ikilisi ise Şampiyonlar ligi finalinde birbirlerine rakip olan Samuel ve Demichelis. İlk maçta Nijerya'nın hızlı forvetlerine karşı yaşayacakları sıkıntıyı bu hantal savunmayla nasıl çözeceklerini merakla bekliyorum doğrusu.

Football Fans Know Better

Neredeler?

Arjantin Fifa sıralamasına göre de grubun favorisi: Almanya'nın ardından 7.sıradalar.


Yol Haritası

Oynadıkları 18 maçta 8 galibiyet 4 beraberlik ve 6 yenilgiyle grubu 4.sırada tamamladılar. Bolivya karşısında aldıkları 6-1'lik yenilgi ve gruptan çıkmak için kaderlerini belirleyecek Peru maçında 89.dakikada gol yiyip 90'da attıkları golle finalleri garantilemeleri unutulmazlar arasında.


CV

İlk Dünya kupasında kaybettikleri finalle birlikte 4 kez final oynayıp 2'sini müzesine götürmeyi başarmışlar. 14 kez katıldıkları turnuvada 113 gol atmayı başaran Arjantin topu filelerinden 73 kez santraya taşımak zorunda kalmış. Karnesi 65 maç, 33 galibiyet, 13 beraberlik, 19 yenilgiyle sınıfı geçen takımlardan.

Ne Turnuvaydı Ama!

Meksika 86. Maradona efsanesinin tüm dünyayı kasıp kavurduğu yıl. Şimdikinden çok daha zayıf bir kadro, otoritelerin çeyrek finalin ötesini göremeyeceğini düşündüğü takımın kupayı kazanma başarısını göstermesi. Tanrının Eli!


Yazarın Tahmini

Her turnuvada favorim olan Arjantin'i kupa boyunca desteklemeye devam edecek olsam da Kolay gibi gözüken bu gruptan çıkmak sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Düğüm Nijerya maçı. İlk maçı kazanmayı başarırlarsa çeyrek finale kadar rahat bir yolları olacaktır. Ondan sonrası Futbol sihirbazının ayaklarına bakıyor.

Fikstür

12 Haziran 2010, 17:00 vs. Nijerya
17 Haziran 2010, 14:30 vs. Güney Kore
22 Haziran 2010, 21:30 vs. Yunanistan

21 Mayıs 2010 Cuma

Write The Future

İnsanın işi gücü bırakıp reklamcılıkla uğraşası geliyor. Sanat eseri...


16 Mayıs 2010 Pazar

Direkten Dönen Şampiyonluklar

Serie A'da Inter şampiyonluğu son haftada kaybetmek üzereyken, ilerleyen saatlerde de Turkcell Süper Lig'de ve La Liga'daki rekabetleri düşününce blogda paylaşmanın vakti gelmişti bunu. Geçtiğimiz hafta Goal.com'da ve Spor İletişimi Dergisi'nin ilk sayısında çıkan, şampiyonluğun son haftada kaybedilmesi temalı yazımız:

Goal.com
Spor İletişimi Dergisi / Sayı 1

15 Mayıs 2010 Cumartesi

2010 Dünya Kupası #6: Fransa


"Bir yandan bu şekilde kazandığımız için utanırken diğer yandan da Güney Afrika'ya gitmeyi hakeden İrlanda için fazlasıyla üzülüyorum. Adil olan kesinlikle maçın tekrar oynanması. Ama benim kontrolümde değil ne yazık ki..."
Thierry Henry


"Neden özür dilemeliyiz, bir türlü anlamıyorum."
Raymond Domenech


Sıra, tanıtacağım 16 ülke içerisinde, objektif davranmak için çaba göstermek zorunda olduğum tek ülkede. Milenyum'un başlarında Avrupa'nın en sempatik takımlarından birisiydi Fransa. Oynadığı futbol herkese keyif veriyordu. 2002 Dünya Kupası'nın açılış maçında Senegal'e mağlup olmaları, bu tip şeyleri sevmeye eğilimli bir çok futbol romantiğini üzmüştü hatta. 1998 ile 2003 arasında 1 Dünya Kupası, 1 Avrupa Şampiyonası ve 2 Konfederasyon Kupası kazanmıştı takım. Gelinen noktada ise Javier Aguirre'nin Meksika'yla denk tuttuğu bir takım oldular. 2004'te Rehhagel savunma yaparak kupayı kazandığında Fransa'nın kaderiyle de oynadı. Çeyrek finalde eledikleri 'Les Blues' artık Domenech'e emanetti. O güne kadar Lyon ve Fransa 21 yaş altı milli takımlarını çalıştırmıştı 58 yaşındaki Fransız. İlk Dünya Kupası olan 2006 Almanya'da finale kadar çıktı ancak İtalya'ya kaybetti. Avusturya & İsviçre ortaklığıyla yapılan 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'na 1 puanla ve 4-1'lik Hollanda mağlubiyeti ile veda etti. Aldıkları 1 puan ise futbol tarihine kara bir leke olarak geçen, Romanya ile 0-0 berabere kaldıkları maç sonunda geldi. Öyle ki, sponsorları pişmanlığa sevk eden maçtaki tek pozisyon (!) Tamas'ın kırk metreden çektiği şuttu. Kovulmadı Domenech... 2000'de geleceğin savunmacıları arasında gösterilen Mexes'i çağırmazken kendisi gibi milli formayı yalnızca Adidas mağazalarında görebilecek Pascal Chimbonda'yı takıma aldı. (Mert kızmasın, Chimbonda'yı severim bu arada) Kadroyu kurarken astrologlara danıştı bu yüzden Robert Pires'i dışarıda bıraktı. Bu şartlar altında, Dünya Kupası'nın son finalisti; play off oynayarak ve haketmediği bir golle kupaya gelebildi. Fransa tarihinde, üst üste üç büyük kupaya gitmeyi başarmış başka bir teknik direktör yok. Kendisini takdir ediyor, tanıtım kısmı bu kadar uzun sürdüğü için özür dileyerek futbolun asıl aktörlerine geçiyorum.

Geçtiğimiz yaz, "Benzema Dünya Kupası kadrosuna alınmayacak" diyen adamın yatacak yeri olmazdı herhalde. Real Madrid'de bekleneni verememesine karşın kadroda olmaması büyük sürpriz. Anelka, Henry, Govou ve Gignac'ın varlığında Cisse büyük ihtimalle Afrika'ya gidemeyecek. Ne kadar kötü konuşsak da, Maradona gibi takımı forvetle doldurmayacaktır kendileri. Bu dörtlüden üçünü -Henry dışarıda kalmayacak şekilde- sürekli deniyor Domenech. Sabit bir forveti var diyemiyorum fakat illa olması gerekirse Gignac biraz daha kaleye yakın oynuyor. Bu sahte santraforun arkasında ofansif yönü kuvvetli 3 isim görüyoruz. Kanatlarda Henry ve Ribery (grup maçlarında Anelka'yı izledik) aralarında ise Gourcuff oynuyor.
Kimilerine göre iki ayrı on bir çıkartılacak Fransa'nın en kaliteli tarafı hücum hattı.

Muhteşem üçlünün arkasında, Diarralar'dan ikisini ya da Toulalan veya Diaby ile harmanlanmış birisini izleyeceğiz. Bu sezon Lyon'la Şampiyonlar Ligi'nde yarı final gören Toulalan ve Arsenal'in ciğersiz Diaby'si, şu güzelim kadro elimde olsa benim sahadaki tercihim olur.

Brezilya'nın yaşadığı sol bek sıkıntısına nazire yaparmış gibi bir hali var Fransa'nın. 30 kişilik kadroda; Clichy, Abidal, Evra gibi gözü kapalı oynatabileceği beklere sahip Domenech. Kim gitmezse Afrika'ya yazık olacak. Bu bolluk, sezon başında Milan'ın dişleri yüzünden transferinden caydığı Aly Cissokho'nun başına patladı. Lyon'da başarılı bir sezon geçiren oyuncu kadroda yok. Elemelerde vazgeçmediği Sevilla'lı Escude'yi kadroya almayan Domenech, Mexes'i zaten takmadığından stoperde bek rotasyonundan faydalanmak zorunda kalabilir. Gallas o mevkinin ilk sahibiyken yanında Rennes'den Fanni ya da Escude'nin takım arkadaşı Squillaci'yi görebiliriz. Sağ bekte ise ilk tercih elbette Sagna. Yazarken heyecanlandıran bir kadro...

Taktik dehası Domenech, temeli 4-5-1'e dayanan 4-2-1-2-1 dizilişiyle çıkartıyor takımını sahaya. Gourcuff, Henry ve Ribery'nin Anelka ya da Gignac'a destek verdiği bir hücum hattı, normal şartlar altında takvimlere bakınca insanı huzursuz etmeli. 25 gün beklemek için çok fazla. Fakat, Domenech'in bu takımı organize edebileceğine nedense pek inancım yok.


Neredeler?
Grupta FIFA listesini baz alırsak en iyi dereceye sahip takım. 10. sıradalar.

Yol Haritası
UEFA elemelerinde oynadıkları 10 maçta 6 galibiyet ve 3 beraberlik alıp Sırbistan'ın ardında grubu ikinci bitirdiler. Tek mağlubiyetlerini Viyana'da Avusturya karşısında aldılar kupaya gelene kadar. İrlanda'yı play-off maçlarında 1-0 ve 1-1'lik sonuçlarla eleyip, futbol şölenine katılma hakkı kazandılar.

CV
14. turnuvaları olacak bu yaz katılmaya hak kazandıkları. 51 maçta, 26 galibiyet alıp 95 gol attılar. 16 mağlubiyetle birlikte 64 de gol gördüler kalelerinde.

Ne Turnuvaydı Ama!
Fransa '98. Açıklamaya gerek yok sanırım.

Yazarın Tahmini
A Grubu, çok eğlenceli olacağa benziyor. Galibiyetle başlayıp mağlubiyetle bitireceklerdir. Meksika karşısında alacakları 1 puan, Rıdvan Dilmen'i içinden çıkamayacağı averaj hesaplarına zorlar.

Fikstür
11 Haziran 2010, 20:30 vs. Uruguay
17 Haziran 2010, 20:30 vs. Meksika
22 Haziran 2010, 16:00 vs. Güney Afrika

----

A Grubu'nun sonuna geldik. Önümüzdeki haftadan itibaren, B Grubu'nda Mr. Blonde sizlerle olacak. Esen kalın.

13 Mayıs 2010 Perşembe

2010 Dünya Kupası #5: Uruguay

"Yirmi yıl geçti. Yaşlanıyorum fakat aynı zamanda daha olgun ve tecrübeli olduğumu hissediyorum. Mesela ilk turda yapmanız gereken tek şeyin ikinci tura yükselmek olduğunu çok iyi biliyorum."
Oscar Washington Tabarez

İtalya '90 ilk büyük macerasıydı 'El Maestro' lakaplı Tabarez'in. 12 yıllık futbolculuk kariyeri ve Bella Vista'da başladığı teknik direktörlük hayatı boyunca ilk kez Avrupa'ya gitmişti o sene Tabarez. Belçika, Kore ve İspanya'lı grupta aldığı bir galibiyet ve beraberlikle grubu 3. sırada bitirmiş ve en iyi üçüncüler kontenjanından tur atlamıştı takımı. Bir sonraki turda ev sahibi İtalya'yla eşleşip eve dönmüştü 63 yaşındaki hoca. 4 yıl sonra Cagliari ve 22 maçlık Milan deneyimi için ise yine İtalya'nın yolunu tutmuştu. 20 yıl sonra, yine milli takım sayesinde başka bir kıtaya gidiyor Tabarez. Bu sefer sahip olduğu kadro daha tecrübeli tıpkı kendisi gibi.

Hollanda ve Yeni Zelanda'nın 8 maç yaparak gelme şerefine nail olduğu Dünya Kupası'na, Uruguay tam 20 maç sonunda ulaştı. Meksika hazırlık maçları oynayarak uyum sorununu aşıyor demiştik. Uruguay ise bu uyumu grup maçlarında zaten yakaladı. Bu sebeple turnuvaya katılan 32 takım içinde, aday kadrosu üzerinde spekülasyonlar yapılmayan tek takım oldu Uruguay. Afrika'ya gelirken oynadıkları maçlarda gördükleri 55 sarı kart da bir başka rekor. İrdelenebilir aslında bu durum fakat, Lugano ve attığı her golden sonra formasını çıkartan Forlan aynı takımda olunca pek sırıtmıyor bu kartlar. Tabarez'in ilk 11 tercihinin, Avrupa'da top koşturan oyunculardan oluşması da, Güney Amerika takımı için düşülebilecek bir başka not.

Uruguay'ın forvet hattı, form durumlarını göz önünde bulundurursak çok az takımda var. Milli formayla 28 gol atan Sebastian Abreu ve Palermo'da bu sezon 11 gol atan Cavani'yi kenarda oturtacak kadar şanslı Tabarez. Geçtiğimiz yıldan Altın Ayakkabı ödüllü Forlan'a, 10 ayda 49 gol atan Suarez eşlik ediyor. Bu ikilinin arkasında, hücuma dönük orta saha oyuncusu rolünde, Suarez'in takım arkadaşı Loderio yer alıyor. Takımın kimilerine göre en zayıf halkası 21 yaşındaki yıldız adayı Loderio zira Ajax formasıyla yalnızca 9 maça çıktı ve bunların hiçbirinde de ilk 11 başlamadı. Fakat Kosta Rika karşısında sergilediği futbol ve bu sezon oynadığı 30 maçta attığı 13 gol yeterli bir referans şu aşamada.

Mevcut oyunculara baktığımız zaman Uruguay için en mantıklısı 4-3-1-2 ve Tabarez de bu sistemle sahaya çıkartıyor takımını. Çift forvetten eleme maçları sırasında hiç vazgeçmedi. Fakat skoru korumak istediği dakikalarda Loderio'yu orta sahadaki üçlüye daha yakın göreceğiz. Savunma yönü kuvvetli olan Gargano ve Perez ikilisiyle, sol açık gibi oynayan Alvaro Pereira'nın hücum gücü rakipler için büyük tehdit. Bu yaz Uruguay'ı bol bol kontraya çıkarken izleyebiliriz.

Lugano'nun liderliğinde bir geri dörtlüsü var takımın. Gol atmakta sıkıntı yaşamayan Uruguay için Lugano'nun kendi kale önünde yapacakları daha önemli. Önümüzdeki sezon büyük ihtimalle Serie A'nın yolunu tutacak olan Villareal'den Diego Godin'le birlikte savunmanın göbeğini koruyor bu ikili. Kanatlar ise Portekiz'de top koşturanlara emanet. Sağda Benfica'dan Maxi Pereira yer alırken sol kanatta da Porto'lu Fucile'yi göreceğiz. Savunma hattı toplamda 139 kez milli formayı giyen Uruguay'ın tek yapması gereken elbette Tabarez'in tiye aldığı şey değil. Turnuvaya iyi konsantre olmak takımı beklediğinden daha da yukarılara taşıyabilir.

Uruguay'ın eski günlerine dönüş için geçmesi gereken de büyük ihtimalle tanıdık bir dost olacak. Bugüne kadar 182 kez karşılaşan Arjantin ve Uruguay, grupları farklı sırada bitirip tur atladıkları taktirde birbirlerine rakip olacaklar.



Neredeler?
FIFA'nın listesinde, Meksika'nın hemen altında 18. sıradalar.

Yol Haritası
CONMEBOL Dünya Kupası elemelerinde oynadıkları 18 maçta aldıkları 6 galibiyet ve 6 beraberlikle 24 puan toplayıp play-off oynamaya hak kazandılar. CONCACAF elemelerinden gelen Kosta Rika'yı 1-0 ve 1-1'lik sonuçlarla geçip bileti kaptılar.

CV
11 turnuva, 40 maç. 15 galibiyet, 15 mağlubiyet. İlk üç turnuvada 46 gol attılar ama devamındaki 8 turnuvada attıkları gol sayısı sadece 19. Kuzey Avrupa ülkelerinden yedikleri 14 golle birlikte toplam 57 gol gördüler kalelerinde.

Ne Turnuvaydı Ama!
İki yarı final ve bir çeyrek final yaşayan bu futbol ülkesi katıldığı ilk iki turnuvayı da şampiyon tamamladı: Uruguay '30 ve Brezilya '50. Kendi evlerinde kazandıkları yıl kupanın adının Jules Rimet olmasından değil ama ikinci kazandıkları kupa daha değerli kesinlikle. Maracana'da, 16 Temmuz'da ve 173.850 seyircinin izlediği maçta, Brezilya'yı 1-0 geriden gelip 2-1 yenerek uzandılar kupaya.

Yazarın Tahmini
Turnuvaya mağlubiyetle başlayıp Güney Afrika karşısında alacakları galibiyetle toparlanırlar. Son maçta Meksika karşısında alınacak beraberlik, grubun geleneğini devam ettirir.

Fikstür
11 Haziran 2010, 20:30 vs. Fransa
17 Haziran 2010, 20:30 vs. Güney Afrika
22 Haziran 2010, 16:00 vs. Meksika

2010 Dünya Kupası #4: Meksika

"Bu grubu kolay ya da zor diye değil, favorisi olmayan bir grup olarak tanımlamayı tercih ederim. Hepsi birbirinden farklı oyun tarzına sahip üç rakiple mücadele etmek zorundayız."
Javier Aguirre

2001'de Enrique Meza kovulduktan sonra devraldığı takımı Copa America'da finale taşımıştı 'kurtarıcı'. Ertesi yıl Dünya Kupası'nda ise Ekvator, Hırvatistan ve İtalya'lı grubu, 7 puanla zirvede bitirmiş ancak 2. turda ABD'ye 2-0 yenilip elenmişti. Turnuvadan sonra selefinin kaderine mahkum olan Aguirre 7 yıl sonra bir deja vu yaşıyor. Haziran 2008'te takımın başına geçen Sven Goran Erikkson, Nisan 2009'a kadar hazırlık maçları dışında sadece 1 galibiyet alınca, yine 52 yaşındaki Meksikalı'ya koştu federasyon. Göreve geldikten 2 ay sonra Gold Cup'ı kazanan hoca, ikinci Dünya Kupası deneyimini yaşayacak. Fakat bu kez, rakiplerinin daha karmaşık olduğu ortada.

Dünya Kupası'na katılmak için yola çıkan 200 takımın içinde, en çok oyuncusu gol atan ve yedek kulübesinden en fazla destek alan takım Meksika. 19 farklı oyuncunun skora katkı yaptığı takımda oyuna sonradan girenler de tam 11 gol attı. Elbette sürpriz değil bu. Zira o kulübede Manchester United, Barcelona, PSV ve AZ etiketli oyuncular oturuyor. Tüm oyuncuların hücumda etkili olduğu bir takım fikri kulağa hoş gelse de diğer yandan güvenilir bir golcünün olmayışı önemli bir sıkıntı doğuruyor. Bu yüzden 37 yaşında ve kilo problemi yaşayan Cuauhtémoc Blanco aday kadroya davet edildi.

Takımın hücum hattı Avrupa'da top koşturan 'yeni nesil' oyunculardan oluşuyor. Kanatlarda Deportivo'dan Guardado ve 'bizim çocuk' Dos Santos oynarken, Premier Lig patentli Vela ve Franco kaleye en yakın oyuncular. Sezon bitmeden Manchester United'a transfer olan
Chicharito ile yukarıda bahsi geçen Blanco da sık sık bu dörtlünün arasına girecek gibi.

Orta sahanın savunmaya dönük kısmında, ikisi de yerel ligde oynayan Torrado ile Castro var. Bu iki ismin, hücumdaki dörtlünün toplamından daha fazla milli formayı giydikleri notunu düşelim burada. En geride yine Avrupai esintiler çıkıyor karşımıza. Tanıtmaya gerek olmayan Marquez'e, Avrupa Ligi şampiyonu Atletico Madrid'in sezon başında ilgilendiği Magallon eşlik ediyor. Kanatlarda ise PSV ve Stuttgart'ta forma giyen Salcido ile Osorio oynuyor.
Bu ikili de, toplamda 141 kez milli formayı giydiler. Kenarda bekleyen Rodriguez'in fiziği ile Juarez'in hızı da savunma anlamında artılar.

4-2-2-2 dizilişini benimseyen Aguirre, Dos Santos ve Guardardo'nun enerjisi sayesinde sık sık 4-4-2 ve 4-2-4'e dönebiliyor. Finallere 11 hazırlık maçı oynayıp gidecek olan Meksika, gençlerini takıma adapte etmek için yeterince fırsata sahip olacak. Bakalım o gençlerin yeteneği, savunmanın tecrübesiyle birleşecek ve ilk kez başka bir ülkede ikinci turdan sonrasını görecek mi Meksika? 28 gün kaldı sorunun cevabını almaya başlamamız için. Oynadıkları 9 eleme maçına gelen 735.000 taraftarla rekor kıran, ABD ile oynadıkları maça 104.499 seyirci gelen Meksika'nın, bu desteği Güney Afrika'da bulup bulamayacağı da kişisel merak konum.


Neredeler?
FIFA'nın listesinde 17. sıradalar.

Yol Haritası
CONCACAF Dünya Kupası elemelerinde oynadıkları 10 maçta aldıkları 6 galibiyet ve 1 beraberlik, Meksika'yı ABD'nin ardından Afrika'ya getirdi.

CV
19'da 14. Kaçan beş turnuvadan biri de(İtalya '90), Gençler Şampiyonası'nda yaşça büyük futbolcu oynatıp diskalifiye edilmelerinden kaynaklanıyor. Amiyane tabirle, Dünya Kupası'nın kaşarlanmış ülkeleri arasındalar artık. Bu 14 turnuvada 45 maça çıkan Meksika, 11 defa dalgalanırken, 22 kez de duruldu. Attıkları 48 golün bir hayli fazlasını kalelerinde gördüler: 82.

Ne Turnuvaydı Ama!
Dünya Kupası'na İtalya ve Fransa ile birlikte iki kez ev sahipliği yapan üç takımdan biri olan Meksika, 1970 ve 1986'da düzenlenen bu iki turnuvada da çeyrek finali gördü.

Yazarın Tahmini
Katıldıkları son 7 turnuvanın 6'sına galibiyetle başlayan Meksika, son maçta Uruguay karşısında alacağı beraberlikle grubu 4 puanda tamamlar.

Fikstür
11 Haziran 2010, 16:00 vs. Güney Afrika
17 Haziran 2010, 20:30 vs. Fransa
22 Haziran 2010, 16:00 vs. Uruguay

11 Mayıs 2010 Salı

EURO 2016

123 saat sonra belli olacak Süper Lig şampiyonunu saymazsak, ülke futbolunda merak edilen bir konu başlığı kalmadı. Politikanın değişen gündemiyle birlikte, Dünya Kupası arefesinde sporda da hareketlilik başlayacak. Üst üste üçüncü kez talip olarak rekor kırdığımız Avrupa Futbol Şampiyonası'nın ev sahipliğine, ilk kez bu kadar yakınız belki de. Hükümetin verdiği 920 milyon euroluk teminat mektubunun yanı sıra, rakipler arasında tribün terörü ile şikeden kafasını kaldıramayan ve stad konusunda bizden dahi geride olan İtalya'nın varlığı umutlarımızı arttırıyor.

Bu süreçte 14 ve 28 Mayıs tarihleri çok önemli. Üç gün sonra uefa.com'da, aday ülkelerin hazırladıkları raporların tamamı kamuoyu ile paylaşılacak. Ardından UEFA Milli Takım Turnuvalar Komitesi, UEFA Yönetim Kurulu'na adaylıkların teknik şartlara uygunluğunu açıklayan bir sunum yapacak.

Bu aşamadan sonra, Şenes Erzik'in de üzerinde çok durduğu 28 Mayıs ve o gün İsviçre'nin Cenevre kentinde bulunan Espace Hippomene Sergi Salonu'nda yapılacak sunum bir hayli önemli. 30 dakika süresi olan üç aday ülke, bu sunuma altışar kişiyle çıkacak. İlk olarak Türkiye ardından İtalya ve en son da Fransa bir nevi "neden bu işi istiyorsunuz?" sorusuna cevap verecekler. 12:00'de bir araya gelecek olan UEFA Yönetim Kurulu üyeleri, iki turlu oylamanın ardından kararı açıklayacaklar. Aday ülkelerin, Yönetim Kurulu'nda yer alan üyelerinin katılamayacağı iki turlu oylamanın ardından, tek dileğimiz tatlı bir telaşın -artık- bizi sarması.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

2010 Dünya Kupası #3: Güney Afrika

"Bu bir süreç, tıpkı bir evin oluşması gibi. Nasıl ki, çatısı olmayan eve eşya yerleştiremezseniz, futbolda da bazı şeyleri adım adım yapmak zorundasınız. Bu süreç, sabır ve yetenek gerektiriyor."
Carlos Alberto Parreira

2 yıl önce bugünlerde eşinin hastalığı sebebiyle, "ailemin bana ihtiyacı var" diyerek ayrıldığı görevine, Ekim 2009'ta dönmüştü Brezilyalı. Birçoklarına göre bu yaz gruptan dahi çıkamayacak Bafana Bafanalar. Dünya Kupaları tarihinde, ilk turda elenen bir ev sahibi yok. Bu kötü ünvanla anılmamak için, takımını kapasitesinin üzerine çıkartması gerektiğinin farkında Parreira.

FIFA'nın Dünya sıralamasını baz alırsak, turnuvaya katılan 32 ülke içinde en kötü sıralamaya sahip olanı Güney Afrika. Kadro anlamında ise Yaşlı Kıta'nın diğer temsilcileri Fildişi Sahilleri, Kamerun, Gana ve Nijerya ile karşılaştırdığımız takdirde de en zayıf halka diyebiliriz ev sahibi ülkeye.

Geçtiğimiz yaz, yine ev sahibi sıfatıyla mücadele ettikleri Konfederasyon Kupası'nı dördüncü tamamlamışlardı. Bu başarı, yukarıda sayılanları gözardı etmek için yeterli gibi aslında. Özellikle Brezilya ve İspanya karşısında oynadıkları futbol gerçekten etkileyiciydi. Guiza'nın kırk yılda bir atma şerefine erişeceği gollerle 3-2 kaybettikleri maçta, Katlego Mphela attığı 2 golle Güney Afrika adına takip edilesi bir isim olduğunu kanıtladı. Mphela arkasındaki Pienaar, McCarthy ve iki kez Güney Afrika Futbol Ligi'nin en iyi futbolcusu seçilen Teko Modise ile beslenmekte pek sıkıntı yaşamıyor.

Savunma hatları içinse böyle iyi şeyler söylemek zor. Ülke tarihinin en çok milli olan oyuncusu, Portsmouth'tan Mokoena hem defansın hem de takımın lideri. Defansın ortasındaki diğer isim, 1.99'luk Booth. Ülkenin ilk güzellik kraliçesiyle evli bu dev adama, sağ bekte takım arkadaşı Gaxa eşilk ediyor. Sol bekte ise yine bir veteran, Maccabi Haifa'dan Tsepo Masilela var. Belirtmekte fayda var, Masilela bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde takımının oynadığı 6 maçta da forma giydi. Yerel ligde üstün performans sergileyen Gaxa ve Booth'un Anelka, Forlan ya da Blanco karşısında ne yapacakları ise çok büyük bir soru işareti.

Sahaya 4-4-2 şeklinde çıkan Güney Afrika, kanat oyuncularına fazla defansif görevler yüklemeyen Parreira ile 4-2-4 düzeninde bir oyun sergiliyor. Bu da, yukarıda bahsettiğim hücumdaki dörtlüyü rakipler için çok tehlikeli kılıyor. Ancak tekrar etmek gerekirse, turnuvadaki kaderlerini kendi kale direklerinden geçen toplar belirleyecek. Altıncı Dünya Kupası'nı yaşayacak olan Parreira da, muhtemelen fotoğraftaki toplara bakınca takımının attığı golleri görmüyor.


Neredeler?
FIFA'nın listesinde 90. sıradalar.

Yol Haritası

Ev sahibi kontenjanından 8 yıllık hasrete son verdiler.

CV
'98 Fransa ve '02 Güney Kore & Japonya'dan sonra üçüncü kez bu dev arenaya çıkıyorlar. 6 maçta, 1 galibiyet alırken 3 kere de beraberlikle ayrıldılar sahadan. Kalelerinde 11 gol görüp, 8 defa da sevindiler.

Ne Turnuvaydı Ama!
İlk turdan ötesini göremedi Bafana Bafanalar.


Yazarın Tahmini
Meksika karşısında alacakları sonuç belirleyici olacak. Gönlümden geçenle birlikte, sıklıkla ortaya çıkan ev sahibi şansını da göz önünde tutup, 4 puanla işi averaja bırakırlar diyorum.

Fikstür

11 Haziran 2010, 16:00 vs. Meksika
16 Haziran 2010, 20:30 vs. Uruguay
22 Haziran 2010, 16:00 vs. Fransa

7 Mayıs 2010 Cuma

2010 Dünya Kupası #2: Dert ya da Derman?

Dünya Kupası başladığı andan itibaren, kupaya ilk kez ev sahipliği yapan Yaşlı Kıta dört bir yandan eleştirilecek. Fakat bir tanesi var ki, turnuvadan çok çok önce başladı. Harcanan yüzlerce milyon euroya karşın, Dünya'nın geri kalanının dikkati Afrika'daki sorunlara çekilebilecek mi? Yoksa Güney Afrika'nın üstlendiği misyon yalnızca bir eğlenceye ev sahipliği yapması mı?

* Bugüne kadar $1,059 milyar harcadı Güney Afrika organizasyon için.
* 4 stadyumu yenilerken, 6'sını da sıfırdan inşa ettiler.
* Her bir stadın ortalama maliyeti, $132.1 milyon.
* Her bir koltuğun ortalama maliyeti $1,833.82.
* 577.700 adet koltuk, yapıldı ya da yenilendi.
* Her bir Güney Afrikalı'nın cebinden, yalnızca stadyumlar için $21.48 çıktı.
* 2009 yılı için Güney Afrika'nın yaklaşık GSMH'sı $277.4 milyar. Stadyum harcamaları GSMH'nin %0.38'ine tekabül ediyor.

2010 Dünya Kupası #1: Kalp Atışları Hızlansın!

9 şehir ve 10 stadyum arasında mekik dokuyacağımız günler yaklaşıyor.
19. Dünya Kupası'nın başlama vuruşu, 34 gün sonra Johannesburg'da yapılacak. Yine Asya'dan bir ülkeyi göremeyeceğimiz açılışta, ev sahibi Güney Afrika, beşinci kez turnuvanın ilk maçına çıkan Meksika ile karşılaşacak.

Uzun süre önce niyetlenip başlayamadığımız 2010 Güney Afrika Serisi, heyecanın gitgide artmasıyla birlikte nihayet karşınızda. Temmuz'un on birinde, Soccer City'de sona erecek oyunun sahne arkasında neler var, başlayalım bakmaya.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Yerli Hoca Reloaded

"Doğru oyuncularla doğru takımlarda çalıştıkları takdirde, yerli teknik direktörler de kesinlikle başarılı olacaklardır. Bu konuda hiç şüphem yok. Tıpkı herhangi bir yabancının başarılı olabildiği gibi. (...) Bu ülkede, futbolun her seviyesinde inanılmaz teknik direktörler var. Fakat utanç verici olan şu ki; çoğu, büyük bir takım çalıştırma şansını asla yakalayamıyor."

Yılmaz Vural


değil...


Şampiyonlar Ligi vizesi almayı başaran beşinci İngiliz teknik direktör: Harry Redknapp
İngiliz teknik direktörlerin, bu sezonki yükselişi de ayrı bir post konusu olsun.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

90 Milyon Pound!

Yaklaşık üç hafta sonra Wembley’de, Premier Lig’e yükselen son takım belli olacak. 80000 insanın yerinde izleyeceği bu futbol maçı, yalnızca dünyanın en görkemli liglerinden birine yükselme amacı taşımıyor elbette. Kazanan, ligi ilk iki sırada bitiren Newcastle Utd. ve West Bromwich Albion ile birlikte 90 milyon poundluk bir gelirin de sahibi olacak. Geçtiğimiz sezon Burnley, Sheffield United’ı final maçında yenemeyip, o şansını bu sezon kullansa geliri yarı yarıya artmış olacaktı. Peki ne değişti bu bir yılda ve Premier Lig yönetimi neden ısrarla alt ligleri finansal açıdan güçlendirmeye çalışıyor? Deliotte’un, sportif faaliyetler yöneticisi Paul Rawnsley’in açıklamasına göre; yayın hakları ile birlikte artan reklam gelirleri, geçen yılla arayı açan en önemli etken. Bunun dışında, parachute payment olarak bilinen, Premier Lig’e özgü bir destek paketinden de bahsetmek lazım: Düşük bütçeli ve zirveye oynayamayan takımları, güçlü kadro kurmaları yönünde teşvik eden bir acil durum paketi bu. Ligde kalmaktan çok orada kalıcı olmak için harcamalar yapan takımlar, istediklerine ulaşamaz ve bir alt lige düşerlerse, iki yıl boyunca £16 milyonluk bir gelirin sahibi oluyorlardı. Bu yıldan itibaren ise, üçüncü ve dördüncü senelerde de £8 milyonu daha kasasına koyacak ‘tutunamayanlar’. Bu sayede, Premier Lig’de mücadele etmeyi ve orada tutunmayı cazip hale getiriyor İngilizler. Başaramadıkları takdirde de dünyanın sonu olmadığını gösterircesine paraşütleri açıp korumak; İngilizlerin, gerçek anlamda futbolun beşiği olduklarını kanıtlıyor. Tam bir anne kucağı vazifesi görüyor Premier Lig yönetimi: Bir yandan rekabete hazırlayıp, diğer yandan da başarısızlıklarda arka çıkıyor.

Bakalım Cardiff City, Blackpool, Nottingham Forest ve Leicester City dörtlüsünden hangisi konacak bu servete?

Chamakh Premier Lig'de

Aylar önce çıkan transfer söylentisi nihayet ilk ağızdan doğrulandı: L'Equipe'e konuşan Chamakh, sezon sonunda Arsenal'e gideceğini açıkladı. Bordeaux'nun, reddedilemez bir miktarla kontratını uzatma talebini geri çeviren Chamakh; Liverpool ile Tottenham'ın yanı sıra, Rusya'dan da teklifler aldığını söyledi. "İngiltere'de kazanacağımdan çok daha fazlasını önerdiler. Ancak ben, Premier Lig'de oynamak istiyorum" diyen Faslı oyuncu, ligin tarzına alışması gerektiğini; fakat Gourcuff'la, kısa paslara dayalı sistemde oynayarak tecrübe kazandığını belirtti. Kontratının bitmesine bir yıl kala transferi gerçekleşecek oyuncu için, Arsenal'ın ödeyeceği miktar henüz belli değil.

2003'te, Fransa Milli Takımı'ndan gelen teklifi reddedip Fas'ı seçen Chamakh, yıllar sonra bu kez de daha fazla parayı reddedip futbolun beşiğine gidiyor. Neler yapacak, bekleyip görmek gerek.

4 Mayıs 2010 Salı

Topun El Yaktığı Dakikalar...

3 Mayıs 2010, Boston Celtics-Cleveland Cavaliers: Mo Williams, Lebron James, Paul Pierce.

Photographed by Gregory Shamus.

Boston Celtics 104-86 Cleveland Cavaliers (1-1)

18 dakika, 17 sayı.


Son periyotta, -Pierce'ın yaptığı saçma faulun de etkisiyle- 9:08'ten 3:28'e kadar, 15-0'lık bir seri yakalamasına rağmen, Boston'a eşitlikle gidiyor Cavaliers. Kenardan, her iki takımın da 27 sayılık destek aldığı maçta; Boston'ın ilk beşindeki tüm oyuncular çift haneli sayılara ulaştı. Üçüncü periyotta 12 sayıda kalan Cavaliers; Lebron'un, üç sayılık atışlarda isabet bulamadığı bir play-off maçını, kazanmayı beklemiyordu umarım.

Cumartesi sabahı görüşmek üzere.

2 Mayıs 2010 Pazar

Boston Celtics 93-101 Cleveland Cavaliers (0-1)

"Kolum sakat" diyen Lebron'a, Hande Yener'den geliyor:
Yalanın Batsın.35 Sayı, 7 Ribaund, 7 Asist, 2 Top Çalma, 2 Blok.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Dallas'ta Sezon Finali

Önceki gece San Antonio Spurs karşısında alınan mağlubiyet, Dallas’ta bir devrin kapanmasına sebep olacak gibi: 1998’ten bu yana kulüpte 920 maça çıkan, NBA’in gelmiş geçmiş en başarılı Avrupalıları arasında gösterilen Dirk Nowitzki artık şampiyonluk istiyor. Alman yıldız, son dört sezonun üçünde play-offlara ilk turda veda eden Mavericks’in, bu isteğini yerine getirmesi için uygun olmadığını düşünmüş olacak ki, “Çok büyük hayal kırıklığı içindeyim. Geleceğimle ilgili henüz hiçbir şey düşünmedim ama seçeneklerimi değerlendirmek için vaktim olacak” dedi. Sezonun erken bitmesinin üzüntüsü içinde olan bir diğer isim, Koç Rick Carlisle ise, “Takım, Mark Cuban ya da kendim için yaşadığım hayal kırıklığından fazlasını Dirk için hissediyorum çünkü düşlediği noktaya ulaşmak için çok fazla çabaladı” diyerek, oyuncunun neden ayrılmak istediği konusunda fikir verdi. Nowitzki’nin, Wilwaukee Bucks tarafından dokuzuncu sırada draft edilip takasla Dallas’a gelmesinin üzerinden 12 yıl geçti. Kariyerinin sonlarında valizini toplayıp şehri terk etmesinin bir de maliyeti var elbet. Serbest kalma hakkı için, kontratının son senesinde alacağı $21.5 milyonluk kısmından feragat etmesi gereken Nowitzki, şampiyonluk için bunu göze almış görünüyor. Önümüzdeki aylarda, hep birlikte göreceğiz: NBA tarihinin on sezon üst üste elli galibiyet barajını geçen dört takımından biri olmasına karşın hala şampiyonluk sevinci yaşayamayan Dallas, en önemli kozunu elinde tutmak için neleri göze alacak?

30 Nisan 2010 Cuma

Liverpool 2-1 Atletico Madrid: Üvey Kupaya Üvey Madrid'li

Beş defa kazandığı Kupa 1'den uzak kalan Liverpool için bir nevi gelecek yılı anlamlandırma çabasıydı. Bu sene kazanılacak bir Avrupa Ligi Kupası; gelecek sene kulübü, Avrupa'nın en büyük iki kupasını da beşer kez kazanan tek takım olma yolunda motive edebilirdi zira. Atletico Madrid içinse Avrupa kupalarında, otuz altı yıl aradan sonra oynanacak ikinci finale giden son adımdı bu maç. Bu sezon Avrupa Kupaları'nda yalnızca iki deplasmanda gol atamayan Atletico, ilk maçı da 1-0 kazanınca Anfield'da alışılmadık bir gerginliğe tanık olduk. Benitez, Glen Johnson'ı sola koyarak rotasyonun karesini alırken; sezonu kapatan Torres'in yerinde de Kuyt'ı denedi. Deplasmandaki N'Gog hareketinin çok güzel olmadığını farketmiş olmalı. Santrayla birlikte maçın ne şekilde ilerleyeceğini de anlamış olduk: 74 saniyede gelen 3 korner. Hatırlatmakta fayda var, Madrid'de köşe gönderine gidememişlerdi! Raul Garcia'nın şutuna kadar, hallerinden memnundu İspanyollar. Bu dakikadan sonra rakip beklerin hücuma destek veremediklerini anlamış olacaklar ki, savunmayı da öne çektiler. Birkaç dakika sonra Liverpool'un 7 paslı muhteşem organizasyonu, Kuyt sonuçlandıramayınca sekizinci harika olamadı. İş yapmayan Mascherano-Benayoun kanadı Benitez'i düşüncelere sevketmişken, top taca çıktı. Kanatlar birden açılıp, Aquilani'nin Liverpool kariyerindeki ilk Avrupa golüne el ayak oldu. Üç devre sonunda, eşleşme yeniden başlamıştı artık. "İkinci devre Kop ve moral desteğiyle Liverpool çok daha atak oynadı." demek normalite. Fakat sahada işler farklı yürüdü. Bir gece önceden Inter'i belleğine yükleyen Atletico'ya ev sahibi Liverpool da eşlik edince, donuk bir futbol izledik. Babel'i geriden takip eden Glen Johnson çıldırmış olacak, her pozisyonda üçüncü bölgeye gitti. Çektiği şut, ikinci devrenin akıllarda kalan tek pozisyonu zaten. Aquilani - El Zhar değişikliği ile maça ilk müdahale 90'da geldi. Atletico Madrid, İstanbul'da son dakikada kurtulduğu uzatmalardan kaçamadı. Normal sürede sakin sakin oynayanların artık acelesi olduklarını gördük uzatmalarda. Fırtına gibi başlayan Benayoun, ilk denemenin ardından ikincisinde ağları bulduğunda, "Yoksa iki İngiliz finalde mi?" sorusu Twitter'a düşmüştü. Bu golle, Flores'in de değişiklik yapma hakkı olduğu aklına geldi sanırım. Galatasaray'ı kaosa sürükleyen iki isimden biri olan Jurado oyuna girdikten hemen sonra, kaosun ikinci kaynağı Forlan'dan gelen gol finalin adını değiştirdi: Fulham-Atletico Madrid. Bir İspanyol ve bir İngiliz; Almanya'da Avrupa Lig'i için kapışacakken; bir İtalyan ve bir Alman da, İspanya'da Şampiyonlar Ligi mücadelesi verecekler üç hafta sonra.

29 Nisan 2010 Perşembe

Onlar Finalde, Ya Sen?

Sezon başında "Los Galacticos vol.2" projesinde düşünülmedikleri için kovulurcasına gönderildi ikiside. Gittikleri takımların Şampiyonlar Ligi finaline çıkmalarında belkide en belirleyici rollere sahipler diyebiliriz. Robben ve Snejider Final için Madrid'e, takım arkadaşıyken istenilmedikleri şehre, birbirlerine rakip olarak dönecekler. Bu sezon transfere yaklaşık €230m harcayan "Yıldızlar topluluğu" 2.turdan ötesini görememelerinin acısını yaşarken, başkan Perez'in nerede yanlış yaptığını bulması için çok uzaklara bakmasına gerek kalmayacak gibi.

P.S.
İki Hollandalının da takımları Şampiyonlar Ligi finaline kalmalarının yanı sıra liglerinde de liderlik
koltuklarının sahipleriyken, Real Madrid şampiyon olabilmek için tüm maçlarını kazanıp Barcelona'nın puan kaybetmesini beklemek zorunda.

Senden Ayrı!

Son kez Galatasaray formasını giydiği günden bu yana 109 gün geçti. Onsuz ligde oynadığımız 14 maçta 17 puan kaybedip şampiyonluk yarışından koptuk, hem Avrupa Ligi'nden hem de Türkiye Kupası'ndan elendik. Kontratı uzatılırsa kutlamak için Boney M'in Daddy Cool klibindeki dansının aynısını yapıp dosta düşmana göstereceğime dair söz vermiştim. Ancak medyada çıkan haberler hergün moralimizi biraz daha bozuyor. Son maçlarda kaçan gollerle giden puanlar aklıma geldikçe içim acıyor. Dos Santos vuruyor, Keita vuruyor, Arda vuruyor, Baros vuruyor, Jo vuruyor ama hiçbiri onun gibi vuramadığından bir türlü olmuyor. Umarım son maçtaki küfürlerden sonra saha kapatma cezası almayız, #19'da Antalya maçına kadar hazır hale gelir, Sami Yen'de belkide son kez buluşur sevgililer. Onsuz geçen günlerin anısına...

umut kaya-silinmeyen hatıralar | izlesene.com

28 Nisan 2010 Çarşamba

Barcelona 1-0 Inter: Mourinho Efsanesi

Inter defansının ortasındaki Samuel ilk isabetli pasını attığında, dakikalar yirmi dördü gösteriyordu. Aynı dakika içinde, ev sahibinin stoperleri ise toplam kırk dört isabetli pas atmışlardı.

3-1'in rövanşında, Inter'den total futbol bekleyen yoktu elbette. Mourinho her ne kadar kupanın kendisi için değil takımı için önemli olduğunu söylese de, Pep'in namını salması açısından bu maçın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Uefa.com'un ayıp olmasın diye taktik dizilişte forvet hattına koyduğu Milito da dahil her oyuncusuna inanılmaz bir savunma dersi vermiş 'Special One'. Yirmi sekizde, Motta atıldıktan sonra da kusursuz uygulandı bu ders. 'Atıldıktan sonra' dedim zira bu dakikadan sonra herkes bir şekilde gollerin geleceğini düşünüp, Mourinho'nun maçtan sonra hakeme savuracağı tehditleri tahmin etmeye başlamıştır. Devre, heyecanlandırmayan bir kaç pozisyonun ardından biterken, istatistik tahtasında Inter'in takım olarak üç Barcelonalı'dan (Xavi, Toure, Pique) daha az pas yaptığı yazıyordu.

İkinci devre, Chivu'nun kırk metreden şutuyla başladı ki İtalyanların tek gol girişimi olarak kaldı bu pozisyon. Her ne kadar, İlker Yasin kontraatak olarak adlandırsa da; Inter topu her kaptığında en fazla iki adamla çıkabildi ve hiçbirinde de kaleyi göremedi. Son yarım saate girildikten hemen sonra üç oyuncu değişikliği hakkını -Hikmet Karaman'ın istediği gibi olmasa da- tüketen Guardiola da işlerin yolunda gitmediğinin farkındaydı. Henry neden kullanılmadı, irdelemek lazım. Hamle yapma sırası Mourinho'ya geçtiğindeyse, sahanın o ana kadar en çok koşan adamı Sneijder ile Muntari'nin yer değiştirdiklerini gördük. Gruptan çıktıktan sonraki dört maçta, toplam on dakika şans verdiği Ganalıyı, tam da bu maçta tercih etmesindeki sebep kuşkusuz Sneijder'in bıraktığı yerden, topun peşinde koşmaya devam etmesiydi. İşe de yaradı. Doksan dakika boyunca bir kez bile dört pas yapamayan on kişilik Inter; rakibinden yarım saat daha az topla oynamasına rağmen, o yarım saatte muhteşem bir savunma yaptığı için Nou Camp'tan zaferle ayrıldı.

Tur için her türlü hücumu deneyen Barcelona'nın, golü Pique'nin halı sahada görmeye alışık olduğumuz bir şekilde atması, belki de oyuna yüklediğimiz anlamı gözden geçirmemize sebep olmalı.

Mourinho'nun son düdüğün ardından yaptığına 'çirkeflik' diyenler, stad görevlilerin suları açmasına, Busquetz'in rol kesmesine ne derler acaba?
Finali, Marca'nın ve benim de yayınlamaktan keyif aldığımız bir fotoğrafla yapalım!

25 Nisan 2010 Pazar

Fall of the Republic?

7 yıl sonra ilk kez Şampiyonlar Ligi yarı finallerinde The Big Four'dan birini bile izleyemedik. Galatasaray'ın kazandığı sezondan bu yana ilk kez 2 ingiliz takımının birden Uefa kupası yarı finalinde mücadele etmesiyse pek de iyiye işaret değil. Milyarder başkanların sürekli zarara yol açan oyuncaklarından sıkılmaya başlamaları, bu sebeple kulüplerinin zararlarını azaltmak için yıldız oyuncularını satmaları veya transfere yeterli bütçe ayırmamaları gibi sebeplerin yansımalarını yaşıyorlar. Uzun süredir domine ettikleri Şampiyonlar Ligi'nde yaşadıkları hayal kırıklıklarını futbol şansı, sakatlıklar ya da teknik direktörlere bağlamak gerçekçilik olmaz. Zira geçtiğimiz sene yarı finaldeki üç İngiliz takımından sadece birtanesinin teknik direktörü değişti. Diğerleri ise sattıkları oyuncuların yerlerini yeterince dolduramayarak uğradıkları güç kaybının bedelini ödüyorlar. Düşüşü görüp, İtalyanların yaptığı gibi, önlem alma ya da çözüm bulma yoluna gitmezlerse önümüzdeki yıllarda Şampiyonlar Ligi finallerinde El Classico'nun taraflarını publardan izlemeye mahkum olacaklar gibi gözüküyor.

22 Nisan 2010 Perşembe

Tarihte Bugün..

Uludağsözlük'teki maç yazılarımdan bir hatıra olsun bloga.


"on senedir, tsyd kupası'nın istanbul ayağı da düzenlenmediğinden sezon öncesi derbi heyecanını ya$ayamamı$ yazarın heyecanını dı$a vurmasına aracılık eden maçtır.

son iki sezonun -ki bunlardan birisi rakibinin yüzüncü yılı idi- $ampiyonu, tarihinde ilk kez üst üste üçüncü kez ligi zirvede tamamlamak için önünde dört maç olan, lig ikincisi fenerbahçe ile en son 2001-2002 sezonunu $ampiyon tamamlayabilmi$ lider galatasaray arasında oynanan, 31. hafta mücadelesi.
bu maça kadar iki takım o sezonda 3 kere kar$ıla$mı$ ve fenerbahçe hepsinde sahadan gülerek ayrılmı$tı.
ligin ilk yarısında ali sami yen'de; appiah'ın asistinde nobre'nin a$ırtma golü ile 1-0,
türkiye kupası çeyrek final e$le$mesinin ilk ayağında, 8 mart'da -kız arkada$ımdan ayrıldığım gündür, bu sebeple aklımda kalmı$- taraftarının önünde; luciano'nun volesi ve alex'in frikiği ile 2-1 kazanmasına,
e$le$menin ikinci ayağında ise; necati, ayhan ve hakan $ükür'ün gollerine tuncay ve appiah'la kar$ılık vererek 3-2 mağlup olmasına rağmen, turu geçen taraf olmu$tu. bu maçın sonunda tuncay'ın bir baba hindi tezahüratı olay olmu$ ve 20:45 ile birlikte sezona dair akıllarda kalan en önemli hareket olmu$tu.

konu dağılmasın, maç hikayesine dönelim.
haramidere carrefour'da cuma günü sabaha kar$ı dört gibi bilet kuyruğuna girilmi$, camdaki kağıda isim yazılmı$, öndeki üç be$ ki$iyle muhabbete ba$lanmı$tı. kimlik fotokopisi olmayanlara satı$ yapılmayacağı duyurusunun üzerine; saat yedi gibi fotokopici aranmı$, ebesinin nikahında açık bir cep telefonu dükkanına on erkek girip, dükkan sahibinin götünden ter akıttıktan sonra kazıklanarak fotokopi çektirilmi$ ve bilet kuyruğuna dönülmü$tü. gi$e açılır açılmaz, o hengamede ufak tefek olmanın faydasından yararlanıp karaborsacıların hemen arkasına konu$lanılmı$ ve bir kaç dakikada 44 lira kar$ılığında sadece 2200 tane olan biletlerden birine kavu$ulmu$tu. 67 saat kalmı$tı büyük maça.

bir önceki hafta fenerbahçe'nin manisa'da olaylı bir maçta 5-3 mağlup olup; haftalardır oturduğu liderlik koltuğunu bitime üç hafta kala, rize'yi 4-2 yenen galatasaray'a devretmesi ortamı fazlasıyla germi$ti. bu iki takımın her maçından önce ya$adığımız sıradan gerginliklerden değildi bu seferki. emniyet'in; galatasaray taraftarı'nın maça münferit gelmesi gerektiğini açıklamasıyla birlikte, saraçoğlu'nun tribün liderleri maçtan önce stad çevresindeki tüm galatasaray taraftarları'nı hastanelik edecekleri tehditini savururken; aziz yıldırım ise "takımımıza yapılan haksızlıklara artık yeter. taraftarların bu maçta yapacaklarından sorumlu değilim." açıklamasını yapıyor ve maç günü olacakların hayal edilmesine yardımcı oluyordu.

ve maç günü.
sadece ba$langıçı güzeldi bu günün.
"biletler cepte mi?" diye 1892 kere kontrol edildikten sonra, iki arkada$la birlikte arabaya atlanıp kadıköy'e doğru yol alındı.
anadolu yakası'na geçildiği andan itibaren adrenalin salgılanmaya ba$landı zira bir kaç dakika kalmı$tı milyonlarca insanın gözünün, kulağının orada olacağı stada varmaya.
stadın yakınındaki -pazar alanı mı orası, bilmiyorum- otoparka arabayı parkettikten sonra, ara sokaklardaki köftecilerin birinde hem bozuk para stoğunu tüketmek için, hem de maç bittikten saatler sonra çıkılacağı bilindiğinden, açlıktan ölmek istemememiz sebebiyle bir $eyler atı$tırıldı. artık; blok p, sıra 8, koltuk 5'deki yerimize oturamayacağımızın gün gibi a$ikar olduğu tribüne girme vakti gelmi$ti. münferit geli$ olduğundan ve gerizekalı olmadığımızdan; formalarımız içimizde, üzerimizde ince gömleklerle kenan evren tarafı'ndaki giri$e doğru yol aldık. (burada $u ayrıntı 3 senedir kafamı kurcalamakta. mülayim bir yüzüm olduğundan dolayı mı yoksa ba$ka bir sebebi mi var hala anlamı$ değilim. üzerinde fener forması olmayıp, stad çevresinde dola$anları içindekileri göstermeleri için zorlayan bir güruh vardı o gün. elbette bunların çoğu galatasaray taraftarı'ydı ve akıbetleri kenan evren'in bahçesine giren ambulansın içinde yatmak oldu. bize ses çıkartan olmadı nedense, kalabalığın içinde olmamıza rağmen...) birer bira önerisine herkes kafa sallayınca, büfelerden birinin önünde oturulup maç havası solunmaya ba$landı. bu sürede, tribün liderleri'nin maçtan önce söylediklerinin hayata geçtiği de görüldü fazlasıyla. olaylara karı$mayan emniyet, tekme tokat dövülen insanlar, gelen ambulanslar, kenan evren'in açılan kapısı... sonrası bilinmiyor. biralar bitince, fenerbahçe taraftarı'nın giri$i ile arasında 1 metre kadar mesafe olan bir emniyet kordonundan zar zor içeri girildi. sol kenarı yırtık biletim elimde, iki kat çıkılan merdivenlerin ardından iki golün atılacağından bi haber olunan kalenin arkasındaki yerler alındı.

burada $unu belirtmek gerekiyor. sözlükte bilimum tartı$malarda, "galatasaray maçı bizim için sıradan, hede hödö" diyen gobeller görüyoruz arada sırada. kimse kimseyi kandırmasın. $u sıradan turkcell süper lig'i katlanabilir kılan bir kaç olaydan biri bu iki takımın kar$ıla$ması. taraftar kart uygulaması çıktığından beri biletlerini aylarca önceden bitirdiğiniz bir maç ile, kendi evinizdeki o sezonun ilk maçı olmasına rağmen tribünlerini bo$ bıraktığınız sivas maçını aynı kefeye koymayın, güldürmeyin. kendinizi de kandıramazsınız zira bu maçlarda futbolcular kadar taraftarlar da 'en iyisi'ni ortaya koymaya çalı$ıyor. sikimsonik bir maça 50 lira vermeye yana$mazken insan, bu derbinin karaborsa biletine borç harç 100 lira verebiliyor. sikimsonik bir maç günü stada bir saat önce gelirken insan, bu derbinin olduğu gün sabah erkenden uyanıp maç havasını solumaya gidiyor. adamı ayar etmeyin, ikiyüzlülük yapmayın.

tribünde -alt kattaydık-; 3 ya$ında bir ufaklık, 1999'dan beri tüm fenerbahçe - galatasaray derbilerini yerinde izlemi$ ellili ya$larda bir bayan, yetmi$ini geçmi$ bir dede, bilet kuyruğunda tanı$ılan adamlar ve en az bizim kadar çevik kuvvet vardı. sol üstteki tribünle atı$ma ba$layınca çevik kuvvet'in daha maç ba$lamadan taarruzuna maruz kalmı$ ve az çok gecenin sonunda nasıl bir muamele ile kar$ıla$acağımızı tahmin etmi$tik. takımlar ısınmak için sahaya çıktığında, mondragon'un ba$ına atılan bir kaç pet $i$e (ertesi sene ali sami yen'de atılanların yanında lafı olmaz) ve doğal olarak küfür vardı. olmasa elbette iyi fakat bugüne kadar ne gördüm bunların ya$anmadığı bir derbi, ne de görebileceğim. burada bir belirtme daha; 'kadıköy'de küfür yok' iddiasının ba$ka maçlarda doğru olup olmadığını bilmiyorum fakat galatasaray maçları'nda yalan oluyor bu. sağır değiliz hiç birimiz.

rüştü // deniz-servet-luciano-ümit // aurelio-selçuk-appiah-tuncay // nobre-alex
mondragon // uğur-tomas-song-ferhat // hasan-cihan--saidou--ayhan // hakan-necati

maç ba$lar.
ilk 10 dakikada hakan ve necati ile iki pozisyon bulur galatasaray bizim konu$landığımız taraftaki kalede. iyi de pozisyonlardır bunlar. hepsi bu kadar. 12'de appiah atar, 20'de luciano atar, 46'da saidou atılır, 69'da alex atar, 78'de anelka atar. yanılmıyorsam üç top direkten döner. anelka'nın oyuna girdikten sonra song'u paket edip kaçırdığı bir pozisyon vardır. 80. dakikaya doğru; küfürün olmadığı kadıköy tribünlerinde, 'götünüzden siktik mi' pankartı açılır. 'götten sikmek' küfür değildir zira.maç biter.
stad ı$ıkları söner. sadece galatasaray taraftarı'nın olduğu kısım aydınlatılır. sahanın ortasına bir hindi getirir stad görevlisi. 2 sene sonra aslan getirilince hayvan hakları'ndan bahsedilmi$tir ama o tarihte henüz yoktur hayvan hakkı diye bir kavram. ya da "hindi küçük, amaan koy götüne" de denilebilir. taraftar eğlenir, eğlenir, 10'da stadı terkeder. bir tane bile fenerbahçe taraftarı kalmamı$tır, çevik kuvvet biber gazı sıkar. ortada bir kar$ı taraf yokken, sadece biz varken. o kadar yöneticinin içinde adnan polat olaya müdahele eder, çevik kuvvet'e çatar. saat 11.30 olmu$tur. kapılar açılır, dı$arı çıkılır. stadın hemen kar$ısındaki evlerden birinin son katında galatasaray bayrağı sallayıp, aldırma gönül diye bağıran bir taraftar görülür. polis kordonunda e$lik edilir. insanı, allah'ın varlığına inandıran olaylar listesine eklenebilecek $eyler ya$anır aslında o gece. 'mağrur olma padi$ahım, senden büyük allah var' diye bo$una denmemi$tir zira. ligin bitimine üç hafta kala kutlanan -gelmeyen- $ampiyonluk, rakibi küçük görmek, akıl almaz bir $ekilde ters tepmi$tir üç hafta sonra denizli'de. he, o gece kimse bunun farkında değildir; orası ayrı. fenerbahçe taraftarı için unutulmaz derbi galibiyetlerinden birisi; galatasaray taraftarı içinse 23 gün sonraki geçmek bilmeyen 16 dakika kadar olmasa da, bitmek bilmeyen bir 90 dakika olmu$tur bu maç.
yazdım, rahatladım.
"

15 Nisan 2010 Perşembe

In The Loop




2009 yapımı İngiliz filmi. Armando Iannucci'nin yönettiği ve The Thick Of It ekibindeki senaristlerle birlikte yazdığı film, en iyi uyarlama dalında Oscar'a aday olmuştu. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olmakla birlikte, ikincisini de sabırsızlıkla bekleme sebebidir bu politik komedi.

James Gandolfini girene kadar, diyalog karmaşası yaşanırken; The Sopranos'un göründüğü ilk sahne ile birlikte filmin hızı artıyor.

Fransa ve Japonya'ya göndermelerle süslenmiş replikler var filmde. Karen ve Miller'ın yemek yerkenki diyalogları ise Tarantino filmlerini anımsatmış: Filmin gidişatını etkilemeyen, karakterlerin kişiliklerini ortaya çıkaran ve eğlenceli. (Bkz. Like a Virgin - Rezervuar Köpekleri)

Söylemezsem ayıp olur: Anna Chlumsky de burada.