Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2010 Perşembe

Senden Ayrı!

Son kez Galatasaray formasını giydiği günden bu yana 109 gün geçti. Onsuz ligde oynadığımız 14 maçta 17 puan kaybedip şampiyonluk yarışından koptuk, hem Avrupa Ligi'nden hem de Türkiye Kupası'ndan elendik. Kontratı uzatılırsa kutlamak için Boney M'in Daddy Cool klibindeki dansının aynısını yapıp dosta düşmana göstereceğime dair söz vermiştim. Ancak medyada çıkan haberler hergün moralimizi biraz daha bozuyor. Son maçlarda kaçan gollerle giden puanlar aklıma geldikçe içim acıyor. Dos Santos vuruyor, Keita vuruyor, Arda vuruyor, Baros vuruyor, Jo vuruyor ama hiçbiri onun gibi vuramadığından bir türlü olmuyor. Umarım son maçtaki küfürlerden sonra saha kapatma cezası almayız, #19'da Antalya maçına kadar hazır hale gelir, Sami Yen'de belkide son kez buluşur sevgililer. Onsuz geçen günlerin anısına...

umut kaya-silinmeyen hatıralar | izlesene.com

22 Nisan 2010 Perşembe

Tarihte Bugün..

Uludağsözlük'teki maç yazılarımdan bir hatıra olsun bloga.


"on senedir, tsyd kupası'nın istanbul ayağı da düzenlenmediğinden sezon öncesi derbi heyecanını ya$ayamamı$ yazarın heyecanını dı$a vurmasına aracılık eden maçtır.

son iki sezonun -ki bunlardan birisi rakibinin yüzüncü yılı idi- $ampiyonu, tarihinde ilk kez üst üste üçüncü kez ligi zirvede tamamlamak için önünde dört maç olan, lig ikincisi fenerbahçe ile en son 2001-2002 sezonunu $ampiyon tamamlayabilmi$ lider galatasaray arasında oynanan, 31. hafta mücadelesi.
bu maça kadar iki takım o sezonda 3 kere kar$ıla$mı$ ve fenerbahçe hepsinde sahadan gülerek ayrılmı$tı.
ligin ilk yarısında ali sami yen'de; appiah'ın asistinde nobre'nin a$ırtma golü ile 1-0,
türkiye kupası çeyrek final e$le$mesinin ilk ayağında, 8 mart'da -kız arkada$ımdan ayrıldığım gündür, bu sebeple aklımda kalmı$- taraftarının önünde; luciano'nun volesi ve alex'in frikiği ile 2-1 kazanmasına,
e$le$menin ikinci ayağında ise; necati, ayhan ve hakan $ükür'ün gollerine tuncay ve appiah'la kar$ılık vererek 3-2 mağlup olmasına rağmen, turu geçen taraf olmu$tu. bu maçın sonunda tuncay'ın bir baba hindi tezahüratı olay olmu$ ve 20:45 ile birlikte sezona dair akıllarda kalan en önemli hareket olmu$tu.

konu dağılmasın, maç hikayesine dönelim.
haramidere carrefour'da cuma günü sabaha kar$ı dört gibi bilet kuyruğuna girilmi$, camdaki kağıda isim yazılmı$, öndeki üç be$ ki$iyle muhabbete ba$lanmı$tı. kimlik fotokopisi olmayanlara satı$ yapılmayacağı duyurusunun üzerine; saat yedi gibi fotokopici aranmı$, ebesinin nikahında açık bir cep telefonu dükkanına on erkek girip, dükkan sahibinin götünden ter akıttıktan sonra kazıklanarak fotokopi çektirilmi$ ve bilet kuyruğuna dönülmü$tü. gi$e açılır açılmaz, o hengamede ufak tefek olmanın faydasından yararlanıp karaborsacıların hemen arkasına konu$lanılmı$ ve bir kaç dakikada 44 lira kar$ılığında sadece 2200 tane olan biletlerden birine kavu$ulmu$tu. 67 saat kalmı$tı büyük maça.

bir önceki hafta fenerbahçe'nin manisa'da olaylı bir maçta 5-3 mağlup olup; haftalardır oturduğu liderlik koltuğunu bitime üç hafta kala, rize'yi 4-2 yenen galatasaray'a devretmesi ortamı fazlasıyla germi$ti. bu iki takımın her maçından önce ya$adığımız sıradan gerginliklerden değildi bu seferki. emniyet'in; galatasaray taraftarı'nın maça münferit gelmesi gerektiğini açıklamasıyla birlikte, saraçoğlu'nun tribün liderleri maçtan önce stad çevresindeki tüm galatasaray taraftarları'nı hastanelik edecekleri tehditini savururken; aziz yıldırım ise "takımımıza yapılan haksızlıklara artık yeter. taraftarların bu maçta yapacaklarından sorumlu değilim." açıklamasını yapıyor ve maç günü olacakların hayal edilmesine yardımcı oluyordu.

ve maç günü.
sadece ba$langıçı güzeldi bu günün.
"biletler cepte mi?" diye 1892 kere kontrol edildikten sonra, iki arkada$la birlikte arabaya atlanıp kadıköy'e doğru yol alındı.
anadolu yakası'na geçildiği andan itibaren adrenalin salgılanmaya ba$landı zira bir kaç dakika kalmı$tı milyonlarca insanın gözünün, kulağının orada olacağı stada varmaya.
stadın yakınındaki -pazar alanı mı orası, bilmiyorum- otoparka arabayı parkettikten sonra, ara sokaklardaki köftecilerin birinde hem bozuk para stoğunu tüketmek için, hem de maç bittikten saatler sonra çıkılacağı bilindiğinden, açlıktan ölmek istemememiz sebebiyle bir $eyler atı$tırıldı. artık; blok p, sıra 8, koltuk 5'deki yerimize oturamayacağımızın gün gibi a$ikar olduğu tribüne girme vakti gelmi$ti. münferit geli$ olduğundan ve gerizekalı olmadığımızdan; formalarımız içimizde, üzerimizde ince gömleklerle kenan evren tarafı'ndaki giri$e doğru yol aldık. (burada $u ayrıntı 3 senedir kafamı kurcalamakta. mülayim bir yüzüm olduğundan dolayı mı yoksa ba$ka bir sebebi mi var hala anlamı$ değilim. üzerinde fener forması olmayıp, stad çevresinde dola$anları içindekileri göstermeleri için zorlayan bir güruh vardı o gün. elbette bunların çoğu galatasaray taraftarı'ydı ve akıbetleri kenan evren'in bahçesine giren ambulansın içinde yatmak oldu. bize ses çıkartan olmadı nedense, kalabalığın içinde olmamıza rağmen...) birer bira önerisine herkes kafa sallayınca, büfelerden birinin önünde oturulup maç havası solunmaya ba$landı. bu sürede, tribün liderleri'nin maçtan önce söylediklerinin hayata geçtiği de görüldü fazlasıyla. olaylara karı$mayan emniyet, tekme tokat dövülen insanlar, gelen ambulanslar, kenan evren'in açılan kapısı... sonrası bilinmiyor. biralar bitince, fenerbahçe taraftarı'nın giri$i ile arasında 1 metre kadar mesafe olan bir emniyet kordonundan zar zor içeri girildi. sol kenarı yırtık biletim elimde, iki kat çıkılan merdivenlerin ardından iki golün atılacağından bi haber olunan kalenin arkasındaki yerler alındı.

burada $unu belirtmek gerekiyor. sözlükte bilimum tartı$malarda, "galatasaray maçı bizim için sıradan, hede hödö" diyen gobeller görüyoruz arada sırada. kimse kimseyi kandırmasın. $u sıradan turkcell süper lig'i katlanabilir kılan bir kaç olaydan biri bu iki takımın kar$ıla$ması. taraftar kart uygulaması çıktığından beri biletlerini aylarca önceden bitirdiğiniz bir maç ile, kendi evinizdeki o sezonun ilk maçı olmasına rağmen tribünlerini bo$ bıraktığınız sivas maçını aynı kefeye koymayın, güldürmeyin. kendinizi de kandıramazsınız zira bu maçlarda futbolcular kadar taraftarlar da 'en iyisi'ni ortaya koymaya çalı$ıyor. sikimsonik bir maça 50 lira vermeye yana$mazken insan, bu derbinin karaborsa biletine borç harç 100 lira verebiliyor. sikimsonik bir maç günü stada bir saat önce gelirken insan, bu derbinin olduğu gün sabah erkenden uyanıp maç havasını solumaya gidiyor. adamı ayar etmeyin, ikiyüzlülük yapmayın.

tribünde -alt kattaydık-; 3 ya$ında bir ufaklık, 1999'dan beri tüm fenerbahçe - galatasaray derbilerini yerinde izlemi$ ellili ya$larda bir bayan, yetmi$ini geçmi$ bir dede, bilet kuyruğunda tanı$ılan adamlar ve en az bizim kadar çevik kuvvet vardı. sol üstteki tribünle atı$ma ba$layınca çevik kuvvet'in daha maç ba$lamadan taarruzuna maruz kalmı$ ve az çok gecenin sonunda nasıl bir muamele ile kar$ıla$acağımızı tahmin etmi$tik. takımlar ısınmak için sahaya çıktığında, mondragon'un ba$ına atılan bir kaç pet $i$e (ertesi sene ali sami yen'de atılanların yanında lafı olmaz) ve doğal olarak küfür vardı. olmasa elbette iyi fakat bugüne kadar ne gördüm bunların ya$anmadığı bir derbi, ne de görebileceğim. burada bir belirtme daha; 'kadıköy'de küfür yok' iddiasının ba$ka maçlarda doğru olup olmadığını bilmiyorum fakat galatasaray maçları'nda yalan oluyor bu. sağır değiliz hiç birimiz.

rüştü // deniz-servet-luciano-ümit // aurelio-selçuk-appiah-tuncay // nobre-alex
mondragon // uğur-tomas-song-ferhat // hasan-cihan--saidou--ayhan // hakan-necati

maç ba$lar.
ilk 10 dakikada hakan ve necati ile iki pozisyon bulur galatasaray bizim konu$landığımız taraftaki kalede. iyi de pozisyonlardır bunlar. hepsi bu kadar. 12'de appiah atar, 20'de luciano atar, 46'da saidou atılır, 69'da alex atar, 78'de anelka atar. yanılmıyorsam üç top direkten döner. anelka'nın oyuna girdikten sonra song'u paket edip kaçırdığı bir pozisyon vardır. 80. dakikaya doğru; küfürün olmadığı kadıköy tribünlerinde, 'götünüzden siktik mi' pankartı açılır. 'götten sikmek' küfür değildir zira.maç biter.
stad ı$ıkları söner. sadece galatasaray taraftarı'nın olduğu kısım aydınlatılır. sahanın ortasına bir hindi getirir stad görevlisi. 2 sene sonra aslan getirilince hayvan hakları'ndan bahsedilmi$tir ama o tarihte henüz yoktur hayvan hakkı diye bir kavram. ya da "hindi küçük, amaan koy götüne" de denilebilir. taraftar eğlenir, eğlenir, 10'da stadı terkeder. bir tane bile fenerbahçe taraftarı kalmamı$tır, çevik kuvvet biber gazı sıkar. ortada bir kar$ı taraf yokken, sadece biz varken. o kadar yöneticinin içinde adnan polat olaya müdahele eder, çevik kuvvet'e çatar. saat 11.30 olmu$tur. kapılar açılır, dı$arı çıkılır. stadın hemen kar$ısındaki evlerden birinin son katında galatasaray bayrağı sallayıp, aldırma gönül diye bağıran bir taraftar görülür. polis kordonunda e$lik edilir. insanı, allah'ın varlığına inandıran olaylar listesine eklenebilecek $eyler ya$anır aslında o gece. 'mağrur olma padi$ahım, senden büyük allah var' diye bo$una denmemi$tir zira. ligin bitimine üç hafta kala kutlanan -gelmeyen- $ampiyonluk, rakibi küçük görmek, akıl almaz bir $ekilde ters tepmi$tir üç hafta sonra denizli'de. he, o gece kimse bunun farkında değildir; orası ayrı. fenerbahçe taraftarı için unutulmaz derbi galibiyetlerinden birisi; galatasaray taraftarı içinse 23 gün sonraki geçmek bilmeyen 16 dakika kadar olmasa da, bitmek bilmeyen bir 90 dakika olmu$tur bu maç.
yazdım, rahatladım.
"

5 Nisan 2010 Pazartesi

Sivasspor 1-1 Galatasaray: Yüzleşme Vakti

Geçen hafta derbide kaybedilen üç puandan sonra, "sabır" demiştik. O kayıp kazanca çevrilebilirdi zira. Fakat olmadı. Bu akşam Sivas'ta bırakılan sadece iki puan değil: Şampiyonlar ligi yolundaki en önemli rakibi Fenerbahçe'yi, 4 puan geriden ve ikili averaj dezavantajıyla takip ediyor artık Galatasaray.

Devre arasındaki transferlerden sonra; Ayhan-Mustafa-Mehmet-Barış ilk on birde, Leo-Arda-Baros-Elano-Jo-Kewell sahada olmayacak dense uzun bir küfür ederdim. Sakatlık mazeret olmasın; Elano ve Jo'nun kenarda oturması biraz garip kaçıyor. Hafta ortasında Barcelona'yla mı oynuyor da Galatasaray, dinleniyor bu adamlar? Performans ise kenarda oturmalarına sebep, derbideki Mustafa-Mehmet ikilisi diyor ve susuyorum.

İlk on üç dakika -Mert'in dediği gibi- nasıl geçti, anlayan varsa beri gelsin. Başlama düdüğünde dalga geçilen orta sahadaki üçlünün organizasyonu 17'de golü getirdi. Bir kaç dakika sonra Santos, sağdan içeri girerken düşürülmese belki de maç orada bitecekti. Devrenin sonuna doğru Aykut'un diz kapağına çarpıp dönen toptan sonra, Leo ne hissetmiştir acaba? Bugün, gole kadar şansının da yardımıyla çok iyi işler yaptı Aykut. Ama, deplasmanda gol yemeden kazanamayan bir Galatasaray varken o golün geleceği belliydi. Geçen hafta Selçuk'un vurduğu yerlerden, aynı orta sahanın eskortluğu sonucu bu sefer Faruk denedi şansını. Aykut'tan dönen topu tamamlayan Mehmet Yıldız, Galatasaray adına neleri değiştirdi, şu an için kestirmek zor. Şampiyonlar Ligi pastasından pay alamamak ve hatta tüm payın Fenerbahçe'ye gitmesi ihtimali yıpratacaktır Galatasaray'ı. (Beşiktaş'ı bilerek dışarıda tuttum zira gelen para aynen Gaziantep'e gidiyor.)

Barış'ı, rakibinin futbol hayatını bitirmeye itecek kadar umursamaz bir futbol sergiledi bugün Galatasaray. Fazla söz söylemeye gerek yok: Bir an önce nedenleri sorgulayıp, Mayıs'ı bekleme vaktidir artık.

29 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray 0-1 Fenerbahçe: Sabır

Derbiden saatler önce, Spor İletişimi'nde Bağış Erten "Galatasaray Taraftarı bugün Fenerbahçe'yi alkışlamalı mı?" demişti. Alkışlamamalıydı. Sebep arayanlar uzatmadan sonra edilen tezahüratlara, Volkan'ın yaptıklarına bir daha baksınlar.

Topal ve Sarp hakkında iki çift laf ederek başlamak istiyorum. Mustafa Sarp'ı anlamaya çalışmak gibi bir kaygım yok. Maçın tekrarını bulabilenler; 32. dakikada Brezilyalı Santos'un şutunda, O'na nasıl eskortluk yaptığını seyretsinler. Defansif orta saha bu adam! Transferi hakkında yapılacak tek bir mantıklı açıklama kafi benim için. Fakat Mehmet Topal öyle değil. EURO 2008 sonrası Avrupa'dan transfer teklifleri alan 24 yaşında bir adam bahsettiğimiz. Sabri'nin Rijkaard'la birlikte gösterdiği mental gelişimden zerre nasip alamamışken fersah fersah da geriye gitmekte. Artık taraftar nezdinde kredisi kalmadı, cepten yiyor. 'Oyunun beyni' denilen yer orta alanın ortası. Rijkaard maç sonu açıklamasında "Working with the head. That's quality" diyor. Fakat Galatasaray Topal-Sarp ikilisiyle düşünmeye çalışınca sadece bu maçı değil sezonu kaybediyor.

Maçın ilk 10 dakikası klasik bir Galatasaray-Fenerbahçe derbisi. Şükrü Saraçoğlu ya da Ali Sami Yen farketmiyor; Galatasaray her derbiye bu tempoyla başlıyor fakat gerisi bir türlü gelmiyor, tıpkı sezona muhteşem girip gerisini getiremediği gibi. 23. dakikada Selçuk'un otuz metreden çektiği şutu, istatistik kaygısı gibi görünse de işin aslı 45 dakika sonra anlaşılıyor. Gio en son ne zaman bu kadar istekli çıkmıştır sahaya merak ederim. Fiziksel olarak kendisinden kat kat güçlü olan Wederson-Andre Santos ikilisinin karşısında iyi de başladığı maçta ilk çeyrekten sonra Keita ile yer değiştirdi ve orada da elinden geleni yaptı. İkinci devrenin başındaki pozisyonu golle sonuçlandırabilse, bugün İngiltere'ye uçmuştu Haldun Üstünel.

İlk 30 dakika, gelmiş geçmiş en kötü derbilerden birine sahne oldu. Bu takımların iyi futbol sergilemeleri, maça heyecan katmaları için gerginliğe ihtiyaçları varsa evet, görmek istiyorum bu gerginliği. Kümede kalma mücadelesi veren takımlar birbirlerini parçalarken derbide sakinlik beklemek aptallık. Devre biterken Mahmut Özgener elinde i-phone, sanırım sıkıntıdan Twitter'da takılıyordu.

İkinci yarıya aynı kadrolarla başlanınca kör dövüşü bir süre daha devam etti. 51'de eğilmeyi dahi başaramayan Arda, iki dakika sonra eşofmanlarını çıkartmaya başladığında sevinen taraf Fenerbahçeliler olmuştur kesinlikle. Bu çocuğa o kadar fazla sorumluluk yükledik ki, bir sene daha kalsın diyemiyorum artık. Topal'ı çıkartıp Arda'yı oyuna sokan Rijkaard, bu değişiklikle maçın zekasını da arttırdı. "Neden Sarp değil de Topal?" sorusunun cevabı büyük olasılıkla ilk yarıdaki kart. Zira ikisi de o çimlerin üzerinde durmayı hak edecek bir şey yapmadılar. Öyle ki, top oyundayken maçı durdurup değişikliğin yapılmasını istedi Cüneyt Çakır.

55-70 arasında kayda değer tek olay, Galatasaray Kapalısı'ndan gelen pet şişe. Alex'e kızamıyorum kendisini yerden yere attı diye. Diğer tarafta diz kapağına top gelince, atı ölmüş jokey edasında kendini parçalayan bir Keitamız var çünkü. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama birileri söylesin artık şu adama: 2010 yılındayız ve maçlar artık her eve giriyor! Alex kalktıktan iki dakika sonra Selçuk'un şutu, ıslak zemin, Leo'nun önünde seken top.. Keşke sadece maçı kaybettirseydi ama bu kadarla kalmıyor. 90 Lira kale arkası, 300 Lira da Kapalı Alt olunca bir şeyler değişiyor o tribünde. Türkiye Kupası'nda 3-2 yenerek elendiğimiz Fenerbahçe Maçı'ndaki tribünler ile dünkü tribünleri karşılaştırmaya vicdanım el vermez. Maç bittikten sonra n'apıyorsan yap ama derbide, rakip taraftarın önünde kalecini ıslıklamak neyin nesi? Tribündeki Özhan Canaydın pankartının manası ne o zaman? İlk yarıda iki yanlış şut tercihi kullandı diye ipe çekildi Caner dün. O adam orada formasını terletmiyorsa, kazanmak için bir şeyler yapmıyorsa göster tepkini. 80. dakikadaki Ali Sami Yen tribünleri, "La la la lay lay lay, Saldır Galatasaray" diyebiliyorsa sadece, rakip tribünden Pınarbaşı dinlemeye mahkumuz demektir. Galatasaray Yönetimi, sadece çalışanlara verilen GS Bonus kart sahiplerini, fahiş fiyatlarla o tribünde görmek istiyorsa; onlar da bir kaç başarısızlıktan sonra bazı lafları duymaya mahkumlar demektir. Derdim dünkü mağlubiyet, kötü oyun, ne yaptığını bilmez taraftar değil; kulübün ulaşılabilirliği arttırması gerekirken git gide belli bir zümreye hitap etmeye başlaması.

20 sene sonra, "Nasıl hatırlıyorsun 28 Mart derbisini?" deseler, Sabri'nin kaptan çıktığı derbi derim. Affet bu zamana kadar ettiğimiz laflar için deli oğlan.

27 Mart 2010 Cumartesi

Haim Fresco Devrede

Kabusumuz yeniden hortladı... Adnan Öztürk, Haim Fresco'nun yönetiminde danışmanlık yapmayı kabul ettiğini açıkladı. Kendisi rahmetli Özhan Canaydın'ın Fransa'daki iş ortağıydı. Canaydın'ın başkanlık süresi boyunca transfer dönemlerinde taraftarlar hangi futbolcunun adı geçerse geçsin ümitlenir, gazetelerin Haim Fresco'nun devreye girdiğini yazmasıyla transferlerden ümidi keserdi. Bir nevi transfer haberlerinin doğruluk turnusoluydu. Adnan Öztürk'ün başkan olmasını isteyenlere üzücü haberi Ntvspor vermiş. Devreye sokacak başka adam mı kalmadı sayın Öztürk?

19 Mart 2010 Cuma

Muasır Medeniyetler Seviyesi

Fotoğraf, Avrupa'nın bilinen en büyük dönme dolabı "London Eye"'dan çekilmiş. Her yıl 3 milyona yakın turist Londra'ya bir de gökyüzünden bakmak için 135 metre yüksekliğindeki bu dev oyuncağa biniyor.Peki dönme dolabın bu blogda ne işi var? Futbolcuların kariyerlerini dönme dolapla özdeşleştiren yazar, bu postta en tepeye çıkmak için en iyi kabinlerden biletli, iki farklı ülkeden iki oyuncunun aksaklıklar yüzünden yarıda kalan hikayelerini karşılaştırıyor.

Benjamin Colett'la, 23 yaşında futbolu bırakmak zorunda kalmış eski Manchester United'lı İngiliz futbolcuyla başlayalım.
Tarihler 1 Mayıs 2003'ü gösterdiğinde Middlesbrough ile oynanan reserv lig maçında Gary Smith'in müdahalesiyle talihsiz bir şekilde bacağı iki yerinden kırılır Ben Collett'in. Uzun bir tedavi sürecinden sonra yeşil sahalara da dönmeyi başarır. Ancak iyileşse de istenilen form düzeyine bir türlü ulaşamaz. Önce New Zealand Knights'a sonra da AGOVV Apeldoorn'a kiralandıktan sonra futbolu bırakmaya karar verir. Yaşadığı sakatlandıktan tam 5 yıl sonra futbol hayatının bitmesine sebep olduklarını düşündüğü Middlesbrough ve Gary Smith'e dava açar. Spor otoriteleri Collett'in davayı kazanma şansını yüksek görmezler. Altyapıdan yetişmiş bir futbolcunun kariyerini A takımda yada prömiyer lig seviyesinde sürdürmesinin garantisi olmadığını iddia eder Savunma tarafı. Buna karşılık Alex Ferguson, Gary Neville gibi isimler dava sürecinde Collett'in lehinde tanıklık yapar ve sonunda Colett davayı kazanır. Kazandığı tazminat İngiltere tarihinde bir sporcuya ödenilecek en yüksek miktardır: Gelecekte kazanacağı potansiyel maaşlar için 3.9 milyon pound+ geçmiş hakedişler için 460 bin pound + çekilen fiziksel acı için 40 bin pound. Toplamda 4.3 milyon pound.


Türkiye'ye dönelim.
Tarih: 9 Aralık 1999
Uefa Kupası 3.tur rövanş maçında Galatasaray Bologna'yı ağırlar. Maç 2-1 devam ederken 89.dakikada oyuna giren 19 yaşındaki Alper Tezcan 2 dakika sonra vahim bir darbe sonucu sakatlanır. 2000 Mayıs'ında sakatlıktan kurtulsa da tam tamına 5 sene boyunca hiç bir resmi maçta forma giyemez. Kopenhag'da kupayı kaldıran Galatasaray takımının fotoğraf kareleri içinde gördüğümüz futbolcunun uzun süre adından bahsedilmez. 2005 yılında Orduspor'la biri kupa olmak üzere 2 maça çıktıktan sonra yeniden sakatlanır. Sonra sırasıyla Yıldırım Bosnaspor, Ispartaspor, Yeni Burdur Gençlikspor'da boy gösteren Alper Tezcan 2008 yılından beri faal futbol yaşantısına ara vermiştir.
Geçen sene "Satılık Uefa Kupası Madalyası" haberiyle yıllar sonra medyanın gündemine girer. Alper, kenidisiyle yapılan röportajda yeniden futbol oynamak istediğinden bahseder. Geçirdiği 11 ameliyatta Galatasaray kulübünden destek görmediğinden, ailesinin bu ameliyatların masrafları sebebiyle zor duruma düştüğünden yakınır. Futbol oynamasına Galatasaray'ın engel olduğundan dem vurur.
Bu kadar iddiaya karşılık olarak ne o dönemin kulüp başkanı, ne zamanın imparator lakablı teknik direktörü ne de birçoğu spor medyasından köşeler kapmış takım arkadaşları çıkıp tek kelime açıklamada bulunur. Rahmetli Alpaslan Dikmen bu olayla ilgili yazısında Alper'in kendine yazık ettiğinden bahsetmiş. O yazıda bahsedilen iddialara Alper'in verdiği cevaplar her ne kadar dramatizm de koksa, insanı suçlu tarafın kendisi olmadığına inandırıyor.


"Türkiye'nin Avrupa'ya açılan yüzü" Galatasaray Kulübü'nün vefasızlık olarak değerlendirilen saymakla bitmeyecek kadar vukuatı var. Ne jübilesi yapılmayanlar ne de kırgınlıkla ayrılan bayrak futbolcular Alper Tezcan kadar mağdur olmamıştır. Bırakın sakatlık yüzünden futbol hayatı biten bir futbolcuya destek olmayı, futbol hayatına devam edebilmesine köstek olunan bir yapıdan bahsediyoruz. Gelecek vaad eden 19 yaşında bir futbolcunun kariyerinin yavaş yavaş yok olmasına seyirci kalanların vicdanları temizdir umarım.
Alex Ferguson'ın Manchester United'ta geçirdiği 23 yılın ya da dünyanın en iyi teknik direktörleri arasında anılmasının tek sebebi sportif başarılardır diyebilir misiniz? Büyük teknik direktörler çok kupa kazandıkları için mi büyüktürdürler? Peki ligimizdeki takımlar daha çok yıldız transferi yaparsa prömiyer lig seviyesine ulaşmış mı oluruz? Evet mi dediniz, duyamadım!

12 Mart 2010 Cuma

Oldu!

Ceza: 5 maç seyircisiz oynama, 201.000 TL.



Ceza: 3 maç tarafsız sahada seyircisiz oynama, 40.000 TL.

İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Altıncı Büyük ?






Malum ihaleden sonra iyice inandığımız, artık geyik olmaktan çıkmış bir muhabbet dönmekte: "5 büyük ligin hemen ardından biz geliyoruz hatta Ligue 1'i sollamamız an meselesi!"

İngilizler; Şampiyonlar Ligi'nde 3, Avrupa Kupası'nda 2,
İspanyollar; Şampiyonlar Ligi'nde 3, Avrupa Kupası'nda 2,
İtalyanlar; Şampiyonlar Ligi'nde 3, Avrupa Kupası'nda 1,
Almanlar; Şampiyonlar Ligi'nde 2, Avrupa Kupası'nda 3,
Fransızlar; Şampiyonlar Ligi'nde 2, Avrupa Kupası'nda ise 2 takımla yollarına devam ediyorlar.

Kupa 1'in yüzde 81.25'i, Kupa 2'nin ise yüzde 62.50'si bu 5 ligin takımları tarafından domine edilmiş durumda. Totalde ise yüzde 71.87 bu takımların, Avrupa'da yollarına devam edenlere oranı.

Bu rakamlardan sonra 6. büyük olmakla gurur duymalı mı peki?
Daha da önemlisi biz miyiz bu adamlara nefesimizi enselerinde hissettiren?

Pastadan geriye kalan üç beş parça dilim var. Yüzde 9.37'si Portekiz, yüzde 6.25'i ise Yunanistan, Rusya ve Belçika'da tüketiliyor. Ne yazık ki biz ondan da nasiplenemiyoruz.

Tam da biz ülke futbolunun zirvesindeki takımla Milli Takım'ı onlara emanet etmişken, seneler sonra Total Futbol'un memleketi de Avrupa'da yokları oynuyor...

Ve Mart bu sene de Kapıkule'den baktırıyor.